Showing posts with label kitap. Show all posts
Showing posts with label kitap. Show all posts

Sunday, March 19, 2017

Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan


anayurt oteli ile ilgili görsel sonucu


Kitaba ait bir değerlendirme yazısı okuduysanız ya da yorum yapan birini duyduysanız "Ne ölüyüm ne sağım," cümlesini de illa fark etmişsinizdir. Kitabın ilk yarısında, romandan çıkartılanın yalnız bu cümle olmasına üzülmüştüm; ancak kitap bittikten sonra "Ne ölü ne sağ" tanımından başka bir şey söylenmesi için inanın çok derin bir nefes alınması gerekiyor.

Öncelikle şunu söylemeliyim, kitap neyi anlatırsa anlatsın Yusuf Atılgan'ın diline hayran olmamam imkansızdı. Yazar olarak gözümde çok büyük bir yere ilişti Atılgan. Kullandığı anlatım tekniği, başlarda yorucu olsa da, oldukça etkileyiciydi. Ayıca anlattığı konuyla da bütünleşmiş bir kalemi vardı.

Anayurt Oteli, Zebercet'in öyküsü. İşlettiği otele bir kadının gelmesiyle Zebercet'in obesefif olarak adlandırabileceğimiz davranışları değişime uğruyor. Zebercet'in iç dünyasına girmeye başlıyorsunuz yavaş yavaş. Sonrasında ise ne olacağı hiç bilinmiyor.

“Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.” 

Kitap, herhangi bir şey okuyayım kafasıyla yaklaşıldığında biraz havada kalabilir. En azından ben kitabın üçte birlik kısmından sonra hikayenin içine girmekte zorlandım. Anlatılan olay örgüsü "Zebercet böyle hissetti, şu ve bu etkenler yüzünden şöyle yaptı" tarzı bir örgüden biraz uzak. Kitaba kendinizi vererek okumanız için:
-Her şeyi kaldırabilecek
-Okuduğunu anlayabilecek
-Anlatılanları hem teknik hem anlam bakımından kavrayabilecek bir havada olmanız gerekiyor bana kalırsa. En azından ben, bu tarz bir ruh halinde olmadığım zamanlar kitabın içine gitemedim.

Anayurt Oteli'nin biraz şaşırtan ve beni kendine bağlayan yanı, psikolojik bir bozukluğu Türk edebiyatında sıkça görnediğimiz bir tarzda aktarması oldu. Belli kısımlarda Zebercet'in ruh halini, onu bu hale getiren etkenleri ve ne sonuçlar doğurabileceğini düşündüm. Kitabı derinleştiren kısım da buydu sanırım.

“Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük.” 

Bazı açılardan (biraz akıcılık, biraz da açıklık) beklediğim başarıya ulaşmamış olsa da biraz kitap okuma geçmişi olan, psikolojik romanları seven insanlara tavsiyemdir. Türk edebiyatının gözden kaçmaması gereken bir eseri. Bundan sonra Aylak Adam elime geçtiğinde onu da heyecanla okuyacağıma eminim. 

Sunday, December 25, 2016

Keyifli Bir Pazar Akşamı İçin Öneriler

Yeni yıla adım adım yaklaşıyoruz, bu pazar akşamı hem haftanın, hem de yılın stresini atmaya hak kazandınız.

Yeni yıla giriyoruz dedik, e tabii havalar da soğudu. Evden çıkmadan bile yapılabilecek o kadar şey var ki...


FİLM

Yüzünüze bir gülümseme koyacak, kalpleri ısıtacak bir roman uyarlaması: Love, Rosie.

2014 yapımı bu filmi izlemekte oldukça tereddüt etmiştim, sebebi ilk önce kitabını okumak istememdi. Sonra hayat kısa ve ondan önce okunacak daha çok kitap var diyerek filme başladım. Beklentimin üstünde, keyifle izlediğim, ruhumu yumuşatan bir film oldu Love, Rosie. Biraz komedi, biraz dram, biraz aşk ve bol bol Sam Claflin içeren bir film, daha ne diyeyim? 7.2 IMDb puanlı film bu pazar size önerim. 

yanında gidecekler: sıcak çikolata ve biraz sevgi


Komsum Totoro Poster
İzlemeyen kaldı mı bilemiyorum ama her ihtimale karşı önlemimi alarak tavsiyesini yapmam gereken film: Komşum Totoro.

Büyüleyici çizimler, kahkaha attıracak karakterler ve hiç bitmesin diye izleyeceğiniz, IMDb'nin "En İyi 250 Film" listesinde yer alan bir animasyon ister misiniz? O zaman Totoro sizi bekliyor.
Miyazaki'nin hemen her filmine aşık olmuş olsam da bir pazar akşamı için sizi stresten kurtaracak en iyi yapımı olarak Totoro'yu görüyorum. Bu film, ne zaman kendimi depresif hissetsem ilacım olabilecek güçte. 

yanında gidecekler: patlamış mısır ve huzur



DİZİ 

Dizi severim sevmesine, ama bu başlık için uygun bir seri bulmak benim için kolay olmadı. Neden mi? Çünkü dizi denince aklıma kan akıtan karakterler, ağır dram ve suç geliyor da ondan. Tabii yine de daha sevecen birkaç şey düşündüm.

Sunday, December 18, 2016

Kitap İncelemesi: Men, Women, and Children

Herkesin "aşırı" bulduğu, içeriğinin toplum tarafından hoş karşılanmadığı bir kitap okumak isterseniz, Chad Kultgen'ın Men, Women, and Children eseri tam size göre.

Bu, on üç yaşındaki bir grup çocuğun ve onların ebeveynlerinin romanı. Hepsi, bir şekilde internetin kurbanı olmuş durumda. Birbirinden farklı iki nesil, hiçbir gizlilik olmaksızın bizimle kendi öykülerini paylaşıyorlar. Men, Women, and Children gelmiş geçmiş en açık romanlardan biri.

Kitabı keşfetmem, bu sene vizyona girmiş olan filmi sayesinde oldu. Filmin konusu ilgimi çekmişti; teknolojinin insanların yaşamına olan etkisinden bahsediyordu. Yine de hakkında çok bir şey öğrenemeden filmin gösterim tarihini beklemeye başlamıştım. Sonra fark ettim ki, bu film bir kitap uyarlaması! Hem de ne kitap, insanlar hakkında neler neler diyorlar.

Okuyanların çoğu yerden yere vuruyor kitabı, rahatsız edici buluyor. Ama bir kısım ise kitaba ve yazara aşık olmuş durumda. Bu durumda beni zor bir karar bekledi: Ya e-kitap olarak satın alıp okuyacaktım ya da hiç uğraşmadan filmi izleyecektim.

Tabii burada benden söz ediyoruz. Yani toplum tarafından dışlanan şeyleri bağrına basan, insanlara rahatsız edici gelen şeyleri seven bir kişiden. Madem adam bu kadar aykırı bir yazar... ben de Men, Women, and Children'ı almış bulundum ve iki gün içinde yalayıp yuttum.

Peki kitap nasıldı, hangi taraf haklıydı diyecek olursanız...

Wednesday, June 1, 2016

Kitabı Kadar Güzel Olan 4 Film Uyarlaması

Entelektüel bir insanın hayatında olmazsa olmaz iki unsur vardır: iyi film ve iyi kitap. Ünlü oyuncular, usta yönetmen, muhteşem senaryo… Realist karakterler, akıcı üslup, olağanüstü olay örgüsü… Ve tabii ardından gelen vazgeçilmez tartışma konusu: Film mi kitap mı? 

Friday, December 11, 2015

Kitap İncelemesi: I'll Give You the Sun




Kitap: I'll Give You the Sun
Yazar: Jandy Nelson
Yayıncı: Dial Books/Walker Books
Sayfa Sayısı: 429
Goodreads Puanı: 4.15


A brilliant, luminous story of first love, family, loss, and betrayal for fans of John Green, David Levithan, and Rainbow Rowell 

Jude and her twin brother, Noah, are incredibly close. At thirteen, isolated Noah draws constantly and is falling in love with the charismatic boy next door, while daredevil Jude cliff-dives and wears red-red lipstick and does the talking for both of them. But three years later, Jude and Noah are barely speaking. Something has happened to wreck the twins in different and dramatic ways . . . until Jude meets a cocky, broken, beautiful boy, as well as someone else—an even more unpredictable new force in her life. The early years are Noah's story to tell. The later years are Jude's. What the twins don't realize is that they each have only half the story, and if they could just find their way back to one another, they’d have a chance to remake their world.

This radiant novel from the acclaimed, award-winning author of The Sky Is Everywhere will leave you breathless and teary and laughing—often all at once.
 


Thursday, October 29, 2015

Ne Okunuyor? Ne Okunacak?

Söz verdiğim üzere, sahalara dönüş yapmış bulunmaktayım. Hazır herkes tatildeyken ben de okuduğum ve okuyacağım kitaplar hakkında ufak bir tazı yazayım dedim. Yakın zamanda, farklı başlıklarda kitap yorumları da gelecek. Sevmediğim, idare eder dediğim kitapları tek tek göreceksiniz.

Ne Okuyorum?

I'll Give You The Sun, çıktığı ilk andan itibaren yabancı kitapseverler arasında gökkuşaklı bir fırtına koparmıştı. Kitabın kapağını sosyal medyanın her basamağında görmek canımı sıkar duruma gelmişti. Neden? Çünkü kitap birkaç ülke uzaklığındaydı bana. Yurt dışından kitap sipariş etmeye hala ve hala ve hala çok üşeniyorum, tüm alışverişlerimden memnun kalsam da bekleme süreci beni öldürüyor; zaten benim alacağım kitaplara karar vermem de haftalar alıyor... o yüzden işte bu kadar uzun süre sonra elimde bu kitap. Yine de, elimde ve iyi ki de burada!

Kitabın konusundan kısaca bahsetmem gerekirse,
I'll Give You The Sun; Sweetwine ikizlerinin öyküsü. Bir tarafta, ilgiyi üstüne toplayan ve teenage döneminin ağırlığıyla yürüyen Jude; diğer tarafta ise itilip kakılan, kendini dünya dışı gören sanatçı ruhlu Noah. 
Herhalde, bu ufak tanımdan bile hangi karakteri sevip hangisine ateş saçan gözlerle baktığımı anlayabilmişsinizdir. 

Kitap, farklı bölümlerle iki karakteri de ana olarak ele alıyor. Bir geçmişe, bir de şimdiye yolculuk yaparken ikizlerin hayatlarını tam anlamıyla kavrıyoruz.

Kitabın henüz yarısındayım ama bu, romana aşık olma yoluna gitmem için erken değil bana kalırsa. Yazarın dili gerçekten çok çok çok fazla güzel. Yani abartmayayım diyorum, ama güzel işte. Her cümlesinde Jude ve Noah'nın kendi karakterlerini yansıtıyor. Bu özelliği sanırım en sevdiğim yanı oldu yazarın kaleminin. Aynı zamanda, kitaptaki benzetmeler de beni benden alıyor. Tabii kitabın olay örgüsünün de üslup kadar ilgi çekici olduğunu belirtmeliyim. Yine de, spoiler vermemek adına çok bir şeyden bahsetmeyeceğim.

Şuan, Jude'u sevmeme ve onun bölümlerini değil de hep Noah'yı okuma isteğiyle dolu bir dönemdeyim. Kitap nerelere varacak, nasıl bitecek, bizimkilere ne olacak oldukça merak ediyorum!



Ne Okunacak?

Aslında, okuma listemde bir sürü kitap var. Ancak, sağım solum belli olmadığından ve biraz da sizi şaşırtmak istediğimden bugün burada sadece bir kitabın adı geçecek. O da; The Orginals, Yükseliş.
Hiç tahmin eder miydiniz? Açıkçası, ben etmezdim. Çünkü kısa bir süre önce yüklü (cidden yüklü) bir kitap alışverişi yaptığımdan yeni bir kitap eklemeyi istemiyordum odanın her yerine taşmış olan kitaplığa. Ne var ki, bugün sürpriz bir şekilde bir kargo belirdi kapımda. Ambalajı açınca odama hoplaya zıplaya döndüm diyebilirim. Kitabı zaten merak ediyordum ama şimdi elimde olması çok daha hoş bir şey. Hem, uzun zamandır içinde fantastik ögeler bulunduran tek bir kitap bile okumadım. Bu bana derin bir nefes gibi gelecek. Teşekkürler GO!

Yeni yazılarda görüşmek üzere; hepinize mutlu, huzurlu tatiller!

Tuesday, February 17, 2015

İnceleme: Beni Asla Bırakma/Never Let Me Go


Kitap: Beni Asla Bırakma
Orijinal Adı: Never Let Me Go
Yazar: Kazuo Ishiguro
Yayıncı: Yapı Kredi Yayınları
Goodreads Puanı: 3.79 (225.509)
Sayfa Sayısı: 271


Yatılı okul Hailsham'ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez, Hailsham'dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler. Spora ve sanata büyük önem veren gözetmenler, Hailsham öğrencilerine sürekli özel olduklarını hatırlatır ve bedenlerine çok iyi bakmaları gerektiğini tekrarlar.

Kazuo Ishiguro, yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Beni Asla Bırakma'da, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanmış görünüyor.


Thursday, February 5, 2015

İnceleme: Kuyucaklı Yusuf


Kitap: Kuyucaklı Yusuf
Yazar: Sabahattin Ali
Yayıncı: Yapı Kredi Yayınları
Goodreads Puanı: 4.07 (2.766 oy)
Sayfa Sayısı: 221


"Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu."

Kuyucaklı Yusuf, Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yasadığı lirik aşk hikayesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.

Sabahattin Ali büyük romanı Kuyucaklı Yusuf'ta lirik ve romantik bir kahramanın yanı sıra, zalim ve ağulu bir taşra portresini bütün aktörleriyle gözümüzde canlandırır.



Saturday, January 31, 2015

İnceleme: Simyacı/The Alchemist


Kitap: Simyacı
Orijinal Adı: O Alquimista
Yazar: Paulo Coelho
Yayıncı: Can Yayınları
Goodreads Puanı: 3.76 (936.111 oy)
Sayfa Sayısı: 186


Simyacı, Brezilya'lı eski şarkı sözü yazarı Paulo Coelho'nun, yayınladığı 1988 yılından bu yana dünyayı birbirine katan, eleştirmenler tarafından bir 'fenomen' olarak değerlendirilen üçüncü romanı. Simyacı, altı yılda kırk yedi milyondan fazla sattı. Bu, Gabriel Garcia Marquez'den bu yana görülmemiş bir olay. Yüreğinde, çocukluğunu yitirmemiş olan okurlar için bir 'klasik' kimliği kazanan Simyacı'yı Saint-Exupéry'nin Küçük Prens'i ve Richard Bach'ın Martı Jonathan Livingston'u ile karşılaştıranlar var (Publishers Weekly). Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır Piramitleri'nin eteklerinde, hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir 'nasihatname': 'Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın?' sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, kırk yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşkusuz, onun bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken, güneşin doğuşunu seyretmek için, şafak vakti uyanmaya benziyor.


Wednesday, January 28, 2015

İnceleme: Sineklerin Tanrısı/Lord of the Flies



Kitap: Sineklerin Tanrısı
Orijinal Adı: Lord of the Flies
Yazar: William Golding
Yayıncı: İş Bankası Kültür Yayınları
Goodreads Puanı: 3.60 (1.257.260 oy)
Sayfa Sayısı: 261


"Sineklerin Tanrısı, günümüzde bir atom savaşı sırasında, ıssız bir adaya düşen bir avuç okul çocuğunun, geldikleri dünyanın bütün uygar törelerinden uzaklaşarak, insan yaradılışının temelindeki korkunç bir gerçeği ortaya koymalarını dile getirir. Konusu, R.M. Ballantyne'ın Mercan Adası gibi eşsiz bir mercan adasının cenneti andıran ortamında başlayan bu roman, çağdaş toplumlardaki çöküntünün, insan yaradılışındaki köklerini gözönüne sermek amacıyla Mercan Adası'ndaki duygusal iyimserlikten apayrı bir yönde gelişir. Uygar insanın yüreğinde gizlenen karanlığı deşerken Sineklerin Tanrısı; daha çok Conrad'ın kısa romanı Karanlığın Yüreği'ni andırır. Golding'in romanındaki çocuklar da başlangıçta tıpkı Kurtz gibi, uygar toplumun baskılarından uzak bir örnek düzen kurmak isterlerken, gitgide hayvanlaşır, korkunç bir kişiliğe bürünürler. Bu yönüyle Sineklerin Tanrısı'nın Mercan Adası ile öbür ıssız ada serüvenlerinden ayrıldığı en önemli nokta, ıssız ada yaşamının çetin güçlüklerini ya da mutluluğunu anlatmaktan daha çok, bir insanlık durumunu, kişiler arasındaki çatışma aracılığıyla ortaya koymaya çalışmasıdır."


Monday, January 26, 2015

İnceleme: Labirent:Ölümcül Kaçış/The Maze Runner


Kitap: Labirent: Ölümcül Kaçış (Maze Runner #1)
Orijinal Adı: The Maze Runner (Maze Runner #1)
Yazar: James Dashner
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Goodreads Puanı: 4.02 (353,657 oy)
Sayfa Sayısı: 408


Thomas bir asansörde uyandığında hatırlayabildiği tek şey ismidir. Ailesini, evini veya oraya nasıl geldiğini anımsamamaktadır. Zihni bomboştur.

Asansörün kapıları açıldığında Thomas kendini Kayran isimli, devasa taş duvarlarla çevrili geniş bir alanda ve burada yaşayan çocukların arasında bulur. Tıpkı Thomas gibi Kayranlılar da oraya neden ve nasıl geldiklerini bilmemektedir. Tek bildikleri çevrelerini saran labirente çıkan taş kapıların her sabah açılıp her akşam kapandığı ve her otuz günde bir aralarına yeni bir çocuk katıldığıdır.

Kimse Kayran'da kalmak istemese de kurtulmak imkânsız görünmektedir. Yine de Thomas'ın içinde bir his, çıkış yolu bulabileceğini söylemektedir. Ama bunun için zihninin derinlerinde yatan sırları açığa çıkararak labirentin gizemini çözmesi gerekecektir.



Saturday, January 24, 2015

İnceleme: Crank



Kitap: Crank (Crank #1) 
Yazar: Ellen Hopkins
Yayıncı: Simon&Schuster
Goodreads Puanı: 4.15 (77.735 oy)
Sayfa Sayısı: 537


This is a story about a monster.

Not a dragon or a mythological beast, but a very real, very destructive monster--crystal meth--that takes hold of seventeen-year-old Kristina Snow and transforms her into her reckless alter-ego Bree. 

Based on her own daughter's addiction to crystal meth, Ellen Hopkins' novel-in-verse is a vivid, transfixing look into teenage drug use. Told in Kristina's voice, it provides a realistic portrayal of the tortured logic of an addict.



Saturday, January 17, 2015

Yurt Dışından İkinci El Alışveriş Deneyimi

İkinci el kitap almak, daha önce pek aklımda olmayan bir şeydi. Ne var ki, e-book yerine basılı kopya almak istiyorsanız, orijinal dilinden kitap almak zorlu bir iş. Malum, Türkiye'de seçeneklerimiz kısıtlı oluyor ve yurt dışından kitap sipariş etmek de o kadar basit değil. Peki neden? Kargodan fiyatı ve bekleme süresinden dolayı tabii ki.


Yurt dışından kitap sipariş ederken, kargosu bedava olan seçenekleri tercih ediyorum. Ülkemize bedava kargoyla sipariş getiren site de tek tük zaten. Ve kendilerinin de fiyatları biraz tuzlu olabiliyor. Örneğin, sipariş etmek istediğim iki adet ciltli (hardcover) kitap vardı ve bunlardan biri 18$, diğeri 21$  idi. Açıkçası, bir kitaba 40-50 lira arası para ödemek, üzerine de bir ay beklemek çok cazip gelmiyordu. Ben de daha önce de alışveriş yapmış olduğum Better World Books adlı siteden, ikinci el kitap sipariş etme fikrini çıkardım ortaya. The Wolves of the Mercy Falls serisinin son kitabı Forever ve uzuuuun zamandır okumayı istediğim Ellen Hopkins imzalı Crank'i sipariş ettim.

Saturday, January 10, 2015

İnceleme: We Were Liars



Kitap: We Were Liars 
Yazar: E. Lockhart
Yayıncı: Hot Key Press
Goodreads Puanı: 3.89 (80.950 oy)
Sayfa Sayısı: 227

A beautiful and distinguished family.
A private island.
A brilliant, damaged girl; a passionate, political boy.
A group of four friends—the Liars—whose friendship turns destructive.
A revolution. An accident. A secret.
Lies upon lies.
True love.
The truth.

We Were Liars is a modern, sophisticated suspense novel from National Book Award finalist and Printz Award honoree E. Lockhart.

Read it.
And if anyone asks you how it ends, just LIE.
 




Tuesday, December 30, 2014

İnceleme: Kayıp Kız/Gone Girl


Kitap: Kayıp Kız
Orijinal Adı: Gone Girl
Yazar: Gillian Flynn
Yayıncı: Artemis Yayınları
Goodreads Puanı: 3.95 (790.090 oy)
Sayfa Sayısı: 600

Aşık olduğunuz insanı ne kadar tanıyabilirsiniz?

"Ne düşünüyorsun Amy?.. Evliliğimiz boyunca dile getirmesem bile, içten içe, sürekli sorduğum soru bu. Sanırım bu tür sorular tüm evliliklerin kaçınılmazı: Ne düşünüyorsun? Neler hissediyorsun? Sen kimsin? Bize ne oldu? Şimdi ne yapacağız?"

Evliliklerinin beşinci yıldönümü sabahında, karısı Amy aniden ortadan kaybolunca, Nick Dunne bu sorularla baş başa kalıyor. Polisin baş şüphelisi Nick. Amy'nin arkadaşları, kadının Nick'ten korktuğunu, bazı şeyleri ondan sır gibi sakladığını söylüyor. Nick'e göre bütün bunlar büyük bir yalan. Polis, Nick'in bilgisayarında tuhaf bilgilere rastlıyor. Dahası, biri, cep telefonundan ısrarla Nick'i arıyor. Asıl soru şu; Nick'in güzel karısına ne oldu? Peki, Amy'nin özenle paketleyip bıraktığı kutuda ne vardı?
Kayıp Kız'da evlilik, tam bir savaş sanatına dönüşüyor.




Kargo Ne Getirdi: Yeni Yıl Tadında Kitap Alışverişi

Elimde okunmayı bekleyen kitaplar olsa da, kitap alışverişi yapmak (hele de indirimliyse) vazgeçilmez bir tutku. Normalde aldığım kitap sayısı 7-8, belki 10 civardındaydı ama bu sefer bir çılgınlık yapıp 15 adet kitap sipariş etmişim ve adam akıllı bir fotoğraf çekmeyi bile beceremedim. Biraz gözümü korkuttular kendileri.


Okumak için yanıp tutuştuğum We Were Liars
Delicesine merak ettiğim Ender'in Oyunu
Şu an herkesin dilince olan Marslı
Birçok kez tavsiye edilen Duman ve Kemiğin Kızı
Neden çok sevildiğini merak ettiğim Kayıp Kız
Yine herkesin çok sevdiği ve ilgi çekici Kurtlara Söyle Eve Döndüm
Uzun zamandır beklediğim, sonunda elimde olan, Death Note 13: How to Read
Artık bir romanını okumam gerektiğini düşündüğüm Emrah Serbes imzalı Erken Kaybedenler
Bir kez daha okumak istediğim Peter Pan
Gaiman'ın en güzellerinden biri olarak gösterilen Yıldız Tozu
Beat akımının başlangıcını anlatan Ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar
Yine Gaiman'dan, filmini çok beğendiğim Coraline
Israrla filmini izlemediğim ve meraktan çatladığım Labirent: Ölümcül Kaçış
Çok beğenilen, ağlatıyor, denilen Tersyüz
Ve yabancı bloggerların gözdelerinden Çarpılma

Hangisinden başlayacağım diye düşünürken, iki gün içinde Kayıp Kız'ı yalayıp yutmuşum bile (yorumu az sonra blogta). Şimdi hangisini okuyacağım diye bön bön bakıyorum. Hepsi birbirinden güzel duruyor yahu!

Böyle, yeni yıl tadı bırakan güzel bir alışveriş yapmış oldum. Şimdi geriye tüm kitapları sömürmek kalıyor. 

Mutlu günler!

Thursday, December 4, 2014

İnceleme: Fangirl


Kitap: Fangirl
Yazar: Rainbow Rowell
Yayıncı: St. Martin's Press
Goodreads Puanı: 4.20 (124.653)
Sayfa Sayısı: 445

From the author of the New York Times bestseller Eleanor & Park.

A coming-of-age tale of fan fiction, family and first love. 

Cath is a Simon Snow fan.

Okay, the whole world is a Simon Snow fan...

But for Cath, being a fan is her life—and she’s really good at it. She and her twin sister, Wren, ensconced themselves in the Simon Snow series when they were just kids; it’s what got them through their mother leaving.

Reading. Rereading. Hanging out in Simon Snow forums, writing Simon Snow fan fiction, dressing up like the characters for every movie premiere.

Cath’s sister has mostly grown away from fandom, but Cath can’t let go. She doesn’t want to.

Now that they’re going to college, Wren has told Cath she doesn’t want to be roommates. Cath is on her own, completely outside of her comfort zone. She’s got a surly roommate with a charming, always-around boyfriend, a fiction-writing professor who thinks fan fiction is the end of the civilized world, a handsome classmate who only wants to talk about words... And she can’t stop worrying about her dad, who’s loving and fragile and has never really been alone.

For Cath, the question is: Can she do this?

Can she make it without Wren holding her hand? Is she ready to start living her own life? Writing her own stories?

And does she even want to move on if it means leaving Simon Snow behind?



Monday, November 24, 2014

Mockingjay: Part 1, Interstellar ve Hafta Sonu Okumaları

The Hunger Games: Mockingjay - Part 1




Her ne kadar insanlar serinin en sıkıcı kitabı olduğunu söylese de ben, Alaycı Kuş'un en özel kitap olduğuna diretiyorum, direteceğim de. Bu nedenle de filmi hayli büyük bir umutla bekliyordum. Cuma günü otobüse atlayıp İstanbul'a gittim ve adam gibi bir sinemaya girmek istediğimden, her ne kadar alışveriş merkezlerini çekemesek de, Zorlu'dan aldık bileti abimle. Filmin curved ekranlı salonda gösterilmesi de bal kaymak oldu tabii. Sonuç olarak kaliteli bir salonda izlediğim için Alaycı Kuş'u mutlu oldum.

Gelelim filme. Bana göre, kuşkusuz, serinin en güzel filmiydi. Gerek görüntüler, gerek sesler, gerek oyunculuklar almış başını götürmüş. Yer yer gözlerim doldu, koltuğuma sindim ve iç çekerek baktım ekrana. Kitapta olmayan bölümler vardı tabii; ancak yönetmen işi iyi üstlenmiş. Ben izlerken filmde hiç bir sıkıntı görmedim, bana batan bir yer olmadı (belki Finnick'e biraz daha yer verilseydi...). İç savaşın başlangıcı, direniş ve Capitol'ün mıntıkalara yaptıkları ruhumu yerden yere vurdu; anarşist duygularım beynime sıçrattı resmen. 

İkinci bölümden kat kat daha umutluyum. Güzel bir kapanış olacağını biliyorum ve yönetmene güveniyorum. Ayrıca ilk iki filmde Josh Hutcherson'dan hiç haz etmemiştim; o da bu filmde döktürmüş. Toplamında, bir başyapıt ortaya konulmuş. Sinemayı terk ettikten sonra saatlerce "Are you.. are you.." diye The Hanging Tree'yi mırıldandım. Şimdi 20 Kasım 2015'e gün saymaya başlıyorum.


Interstellar



Ah... bu film, bu film. 
Hakkında yazmaya nereden başlasam bilemiyorum. Üzerine konuşulacak çok şey var; öyle ki, filmin öncesinde de sonrasında da, oturup günlerce, saatlerce film hakkında fikir belirttik ve internetten öğrendiğimiz bilgileri paylaştık. Okuduğum yazılar ve abimin anlattıkları sonucu şu an Interstellar hakkında gerekli gereksiz bir sürü şey biliyorum. Örneğin filmin analog kamerayla çekildiğini, yeşil perde kullanılmadığını, filmin bazı sahnelerinin gerçekten uzayda çekildiğini, filmin gösterime girebilmesi için tüm dünyadaki IMAX projeksiyonlarının değiştiği, oyuncuların ve yönetmenin Kip Thorne ile çalıştığını ve her şeyin fizik kurallarına uygun olduğunu beş-on kez okuyup duymuş durumdayım. 

Peki film, hakkında bu kadar şey yazıp çizmeye değer mi yoksa biraz abartılmış mı?

Bana kalırsa filmin, daha da abartılması gerekiyor. Interstellar, kesinlikle hayatımda izlediğim en güzel bilim-kurgu ve belki izlediğim en güzel film bile olabilir. Oyunculuklar, çekimler, ses efektleri, kurgu; hepsi olağanüstüydü. İstisnasız hepsi olabilecek en yüksek kalitedeydi. 

Bilim-kurguyu seviyorsanız, bu film kuşkusuz sizin ilk üçünüze girecek. Zaten biraz nerd kılıklı olan herkes filmi kutsal kabul edecektir. 

Filmden "hiçbir şey anlamadım" diye çıkacak insanlar olabilir, eğer bilimle bir alakanız yoksa anlaması zor gelebilir; zira film evren, kara delik, solucan deliği ve boyutlar gibi şeylerin bir hayli derinine iniyor. Film, üç saate yakın olmasına rağmen tek bir dakikasında bile sıkmadı. Güldürdü, ağlattı, korkuttu, sarstı; her şeyi yaptı. Bir sürü şey anlattı ve emin olun ki izleyenlere birçok şey kattı. Keskin diyaloglar ve özenle tasarlanmış karakterlerle izleyebileceğiniz en güzel filmler arasında girdi.

Eğer hala izlemediyseniz, bu filmi sinemada izleme şansını asla kaçırmayın ve imkanınız varsa mutlaka IMAX'de izleyin. 


Eleanor & Park ve Açıkta 

Bir kitap daha okuyor olmama rağmen, şu an ondan bahsetmek istemediğim için size hafta sonu bitirdiğim Açıkta ve sonuna yaklaştığım Eleanor & Park hakkında biraz konuşmak istedim.

Art arda, birbirinden daha farklı kitap okuyamazdım herhalde. İkisinin de yazısı çok yakında gelecek ve ikisini de anlatmayı gerçekten çok istiyorum. Özellikle Eleanor & Park için anlatacağım çok şey var gibi geliyor, duygularımı toparlayabilirsem şayet. 

Yolculukta kitap okumayı gerçekten seviyorum çünkü dikkatimi bozacak fazla bir şey olmuyor, bu da beni kitabın içine sürüklüyor. Tabii, sıkıcı ve darlayan kitaplar okumak da bazen yolculuğun büyüsünü paramparça edebiliyor. Neyse ki, okunabilir kitaplar seçmişim ve bundan dolayı da hoş şekilde seyahat ettim. 

Söylenecek çok söz, tartışılacak çok konu var; ancak ben bir başlarsam konuşmaya kendimi tutamayıp kocaman bir kitap incelemesi atarım ortaya. Ama onların zamanı var. Ayrı yazılarda, yakında, sizi -umuyorum ki-güzel yazılarla rahatsız edeceğim.

Benim hafta sonum İstanbul dolu ve bu saydıklarımı içerecek şekildeydi. Umarım sizin de güzel bir tatiliniz, mutlu günleriniz olmuştur.
Daha güzel hafta sonlarına!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...



Wednesday, October 29, 2014

İnceleme: Benim Bütün Arkadaşlarım Süper Kahraman


Kitap: Benim Bütün Arkadaşlarım Süper Kahraman
Orijinal Adı: All My Friends Are Superheroes
Yazar: Andrew Kaufman
Yayıncı: Arkabahçe Yayınları
Goodreads Puanı: 3.90 (3.431 oy)
Sayfa Sayısı: 100


"Tom'un Bütün arkadaşları gerçekten de süper kahraman. Mesela Kulak, Amfibik, Miskin ve Ters. Hatta Tom'un karısı Mükemmel de süper kahraman. Ne yazık ki Mükemmel düğün gecesinde Tom'un görünmez olduğuna inanması için hipnotize edildi. Tom ne yaparsa yapsın Mükemmel'e görünemiyor. Düğünden altı ay sonra, Tom'un çekip gittiğine ikna oluyor. Mükemmel Vancouver'a bir bilet alıyor. Vancouver'a gidip orada mükemmel bir hayat kuracak, kırık kalbini Toronto'da bırakacak. Tom'un yanında olduğunda habersiz, uçağa biniyor. Tom uçak Vancouver'a inmeden önce karısına kendini göstermeli, yoksa onu sonsuza dek kaybedecek..."

İlk sayfalarda kitabın şirinliği ve komikliğinden hoşlanacak,çok geçmeden altta yatanların gerçekliğiyle sersemleyeceksiniz.
Mükemmel Tom'u görecek mi?
Aşkın gözü korkudan gözlerini kapadığı için mi kördür?
Ertelenen büyük planlar hayatınızı küçültür mü?
Yeni bir aşka başlamak için eski aşk artıklarını temizlemek şart mıdır?
Tek yeteneği harkulade "S*ktir git" demek olan bir miskin süper kahraman olabilir mi?
AC/DC alemin kralı olabilir mi?
Peki insan böyle bir dünyada süper gücü olmadan hayatta kalabilir mi?
Sizin süper gücünüz ne?
Cevapları birlikte arayalım...




Wednesday, October 22, 2014

İnceleme: Dövüş Klübü/Fight Club


Kitap: Dövüş Kulübü
Orijinal Adı: Fight Club
Yazar: Chuck Palahniuk
Yayıncı: Ayrıntı Yayınları
Goodreads Puanı: 4.19 (267.293 oy)
Sayfa Sayısı: 224

İstenmeyen yağlar. Pahalı, butik sabunlar. Maaş çekleri, güzel bir ev, zarif mobilyalar. Yalnızlık ve yabancılaşma. Tüketimin susmayan arsız çağrısı. Yalanlar ve yalanlar. Nefret ve öfke.

İlk kez yayımlandığı 1996'dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü, yeni binyılın eşiğinde geçen bir anti-ütopya öyküsünü anlatıyor. Yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı haline getirmiş, insani yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç adam. Aynı dayanışma gruplarının bir başka müdavimi, toplum kaçkını bir genç kadın. Ve Tyler Durden; yalanlar ve mutsuzlukla dolu bir dünyaya kendi yöntemleriyle saldıran yarı çılgın bir kurtarıcı, baştan çıkarıcı bir intikam meleği. Tyler'ın felsefesine göre, tüketim kültürünün uyuşturucu etkisinden kurtulmanın yolu, fiziksel acıyla tanışarak yeniden doğmaktır. Çok geçmeden, gecenin geç saatlerinde bar bodrumlarında toplanan gizli bir dövüş kulübü ülkenin dört yanını saracaktır. Ama Tyler'ın dünyasında sınırlara ve kurallara yer yoktur. Kendi bedenini örseleyen bir müritler ordusu, toplum düzenini ve konformizmi imha etmek üzere Tyler'ın peşine takılır...

Chuck Palahniuk'un ilk romanı, tüketim kültürüne, hırs ve üstünlük duygusuna, güzellik idealine ve iş dünyasına zehir zemberek bir eleştiri yöneltiyor. Palahniuk, karanlık bir mizahla desteklediği güçlü ve çarpıcı üslubuyla, yaşadığımız dünyanın çirkin suretine ayna tutuyor. Son on yılın en özgün, en sarsıcı romanları arasında sayılan Dövüş Kulübü'nü Türkçe'ye kazandırmaktan sevinç duyuyoruz.