İkinci el kitap almak, daha önce pek aklımda olmayan bir şeydi. Ne var ki, e-book yerine basılı kopya almak istiyorsanız, orijinal dilinden kitap almak zorlu bir iş. Malum, Türkiye'de seçeneklerimiz kısıtlı oluyor ve yurt dışından kitap sipariş etmek de o kadar basit değil. Peki neden? Kargodan fiyatı ve bekleme süresinden dolayı tabii ki.
Yurt dışından kitap sipariş ederken, kargosu bedava olan seçenekleri tercih ediyorum. Ülkemize bedava kargoyla sipariş getiren site de tek tük zaten. Ve kendilerinin de fiyatları biraz tuzlu olabiliyor. Örneğin, sipariş etmek istediğim iki adet ciltli (hardcover) kitap vardı ve bunlardan biri 18$, diğeri 21$ idi. Açıkçası, bir kitaba 40-50 lira arası para ödemek, üzerine de bir ay beklemek çok cazip gelmiyordu. Ben de daha önce de alışveriş yapmış olduğum Better World Books adlı siteden, ikinci el kitap sipariş etme fikrini çıkardım ortaya. The Wolves of the Mercy Falls serisinin son kitabı Forever ve uzuuuun zamandır okumayı istediğim Ellen Hopkins imzalı Crank'i sipariş ettim.
Showing posts with label alışveriş. Show all posts
Showing posts with label alışveriş. Show all posts
Saturday, January 17, 2015
Tuesday, December 30, 2014
Kargo Ne Getirdi: Yeni Yıl Tadında Kitap Alışverişi
Elimde okunmayı bekleyen kitaplar olsa da, kitap alışverişi yapmak (hele de indirimliyse) vazgeçilmez bir tutku. Normalde aldığım kitap sayısı 7-8, belki 10 civardındaydı ama bu sefer bir çılgınlık yapıp 15 adet kitap sipariş etmişim ve adam akıllı bir fotoğraf çekmeyi bile beceremedim. Biraz gözümü korkuttular kendileri.
Okumak için yanıp tutuştuğum We Were Liars
Delicesine merak ettiğim Ender'in Oyunu
Şu an herkesin dilince olan Marslı
Birçok kez tavsiye edilen Duman ve Kemiğin Kızı
Neden çok sevildiğini merak ettiğim Kayıp Kız
Yine herkesin çok sevdiği ve ilgi çekici Kurtlara Söyle Eve Döndüm
Uzun zamandır beklediğim, sonunda elimde olan, Death Note 13: How to Read
Artık bir romanını okumam gerektiğini düşündüğüm Emrah Serbes imzalı Erken Kaybedenler
Bir kez daha okumak istediğim Peter Pan
Gaiman'ın en güzellerinden biri olarak gösterilen Yıldız Tozu
Beat akımının başlangıcını anlatan Ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar
Yine Gaiman'dan, filmini çok beğendiğim Coraline
Israrla filmini izlemediğim ve meraktan çatladığım Labirent: Ölümcül Kaçış
Çok beğenilen, ağlatıyor, denilen Tersyüz
Ve yabancı bloggerların gözdelerinden Çarpılma
Hangisinden başlayacağım diye düşünürken, iki gün içinde Kayıp Kız'ı yalayıp yutmuşum bile (yorumu az sonra blogta). Şimdi hangisini okuyacağım diye bön bön bakıyorum. Hepsi birbirinden güzel duruyor yahu!
Böyle, yeni yıl tadı bırakan güzel bir alışveriş yapmış oldum. Şimdi geriye tüm kitapları sömürmek kalıyor.
Mutlu günler!
Wednesday, June 18, 2014
Ne Okuyorum ve Bir Alışveriş Krizi
Sonunda dizileri ve animeleri bir kenara bırakıp elime bir kitap aldım ve şanslı isim Colleen Hoover imzalı Umutsuz oldu.
Kitabı, daha ülkemizde çıkmadan okumak istiyordum ancak Türkçe baskısını aldıktan sonra bile okumayı sürekli erteledim çünkü kitabın çok depresif, ajitsasyon yüklü olacağını sanıyordum. Sonlara doğru kitap yine bu yönde olabilir ancak okuduğum bölüme kadar gayet eğlenceli ve keyifli bir çizgi sergilemekte. Bir an önce bitirmek umuduyla...
Ufak Bir Alışveriş Krizi
Elimde otuzdan fazla okunmayı bekleyen kitap olmasına rağmen bir yaz alışverişi yapayım dedim, internet sitelerine göz atmakla kaldım. Alışveriş sepetinden devam butonuna basamadım, neden mi? İşte bu yüzden:
Yazıyı telefondan yazdığım için, evet, telefon kamerasıyla çektim ama konumuz bu değil. 943 lira mı? 943 lira! Bir de unutmamamız gereken 90 kuruşu da var.
Ve işin komik tarafı, alışveriş sepetinde sadece okumayı istediğim serilerin ilk kitapları ve seri olmayan kitaplar var. Kitaplığımdaki serilerin devam kitapları bile yok ve ben kriz geçirmek üzereyim.
Şimdi yapacağım şey ise alışveriş listesini yeniden gözden geçirmek ve makul bir fiyat elde edene kadar kitapları elemek. Çok. Zor. Bir. İş.
Bakalım bir sonraki alışveriş yazısında hangi kitapları sipariş etmiş olacağım?
Tuesday, April 1, 2014
Kargo Ne Getirdi? #6
Aslında bu iki adet kargo yazısının bir birleşimi. Bir hafta öncesine kadar, buralarda fazla bulunamadığım için kargo yazısını da yazamamıştım. Hatta öyle ki, ilk kargodaki kitapların ikisini okuyup çoktan yorumladım bile. Ama bu hiçbir yeni kitap mutluluğuna engel olamaz!
Dediğim gibi, aslında bu kitapların yanında bir de Yolun Sonundaki Okyanus ve Dublin Caddesi de yer alacaktı.
Sonunda, ne zamandır almak istediğim kitapları almış oldum. Tabii sipariş listemde daha bunun gibi yüzlerce kitap bulunuyor ama her şey sırayla. Kredi kartının bile bir sınırı var.
Aslında kafamda çok daha farklı kitaplar varken karmaşık bir derleme edindim. Gerçi yine biraz fantastik
ağırlıklı bir alışveriş olmuş ancak Dublin Caddesini okurken ne kadar romance kitaplarına karşı açlık hissettiysem şu anda fantastiğe o kadar açım. Ve elimde beni doyurabilecek bir sürü güzellik var.Üst üste dizili kitapların sağında duran dört kitap ise belki sizin olabilir. Çekilişe katılmayan kaldıysa hemen koşsun bence.
İçlerinde beni en çok mutlu eden ögeyi ise belirtmeden geçmemeliyim.
Kıyamet Sonrası.
Evet, evet, evet. Tam tamına bir yıl süren bekleyişimin ardından (ilk kitabı da 1 Nisanda bitirmişim) şu anda kitap elimde ve ben deliler gibi mutluyum!
İlk kitaba aşık olmuş, Raffe diye sürünmüştüm. Artık kitap çıksın diye duvarları tırmalayasım falan geliyordu. Şu anda kitaba dokunabilmenin verdiği mutluluğu size anlatamam. Henüz kapağını açmaya kıyamadım, ancak saatler içerisinde kitabı kemirecekmişim gibi bir his var içimde. Göreceğiz.
Beni çılgına çeviren ilk kitabın yorumunu okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Bu yorum daha ilk blog yazılarımdan biri olduğu için olacak herhalde, duygularımı tam yansıtamamışım. Zira ben Meleğin Düşüşü'nü okurken ölüyordum.
İstediğiniz kitaba bir an önce kavuşmanız dileğiyle, mutlu günler!
Dediğim gibi, aslında bu kitapların yanında bir de Yolun Sonundaki Okyanus ve Dublin Caddesi de yer alacaktı.
Sonunda, ne zamandır almak istediğim kitapları almış oldum. Tabii sipariş listemde daha bunun gibi yüzlerce kitap bulunuyor ama her şey sırayla. Kredi kartının bile bir sınırı var.
Aslında kafamda çok daha farklı kitaplar varken karmaşık bir derleme edindim. Gerçi yine biraz fantastik
ağırlıklı bir alışveriş olmuş ancak Dublin Caddesini okurken ne kadar romance kitaplarına karşı açlık hissettiysem şu anda fantastiğe o kadar açım. Ve elimde beni doyurabilecek bir sürü güzellik var.Üst üste dizili kitapların sağında duran dört kitap ise belki sizin olabilir. Çekilişe katılmayan kaldıysa hemen koşsun bence.
İçlerinde beni en çok mutlu eden ögeyi ise belirtmeden geçmemeliyim.
Kıyamet Sonrası.
Evet, evet, evet. Tam tamına bir yıl süren bekleyişimin ardından (ilk kitabı da 1 Nisanda bitirmişim) şu anda kitap elimde ve ben deliler gibi mutluyum!
İlk kitaba aşık olmuş, Raffe diye sürünmüştüm. Artık kitap çıksın diye duvarları tırmalayasım falan geliyordu. Şu anda kitaba dokunabilmenin verdiği mutluluğu size anlatamam. Henüz kapağını açmaya kıyamadım, ancak saatler içerisinde kitabı kemirecekmişim gibi bir his var içimde. Göreceğiz.Beni çılgına çeviren ilk kitabın yorumunu okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Bu yorum daha ilk blog yazılarımdan biri olduğu için olacak herhalde, duygularımı tam yansıtamamışım. Zira ben Meleğin Düşüşü'nü okurken ölüyordum.
İstediğiniz kitaba bir an önce kavuşmanız dileğiyle, mutlu günler!
Tuesday, February 4, 2014
Bir Yeni Alışveriş Yazısı: İstanbul
Şu ana kadar İstanbul'a gidip de bir kere bile kitap almadığım görülmemiştir. Artık bu kısır bir döngü haline geldi. Gördüğüm her kitapçıya giriyorum. Gezmediğim Mephisto, Nezih ve tabii ki D&R kalmadı. Hayır, hepsinden alışveriş yapmıyorum. Genelde içeri girip salına salına bakmak, eğer yanımda birileri varsa onları kanser etmek hobim çünkü.
Kurbanlarıma geçersek...
İlk durağım her zamanki gibi (evin dibinde olduğundan) Beşiktaş Kabalcı oldu. Alınacak biiir sürü kitap vardı ama tabii ki içeri adımımı attığım anda hepsi kafamdan uçtu gitti. Ben de önüme ne gelirse seçip, aklıma yatanı almaya karar verdim. Ne var ki benim Kabalcı'da biraz beynim dönüyor. İstediğim kitabı arayıp da şak diye bulmuşluğum çok nadir yani. Bir Gaiman kitabını bir rafta, diğerini taa köşe başında bulunca tepem atıyor. "Düzenleyin şu rafları!!!" diye yırtınasım geliyor.Yanılmıyorsam Kabalcı'nın Çok Satanları tarzı bir standında gözüme üç kitap çarptı. Chris Cleave: Altın, Kristin Hannah: Gece Yolu ve Georgge R.R. Martin: Taht Oyunları. Biraz korkarak da olsa Taht Oyunları'nı kaptım. Bir de Kabalcı da kazıklanmayı çok sevdiğimden (niyeyse) resim kitaplarını, malzemelerini.

İkinci alışverişim bir D&R mağazasında gerçekleşti. O kadar çok şubesine girdim ki, hangisinden aldığımı hatırlamakta güçlük çekiyorum. Yanılmıyorsam Cevahir'dekiydi. Bu sefer mağazaya girdiğimde aklımda bir kitap vardı: Otomatik Portakal. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın yeni kapağıyla bastığı haberini almıştım, (çok iyi olmuş, çünkü sırf eski kapağın kötülüğünden okuyasım gelmiyordu) ne zamandır okumak istediğim de bir kitap olunca listemin en başına koymuştum. Mağazaya girince de anında gözüme çarptı zaten, elimle koymuş gibi buldum.
D&R'daki ikinci kurbanım ise Demir Kral oldu. Türkçe'ye çevrilmeden önce kapaklarının güzelliğinden etkilenip yurt dışından sipariş etme planları yapmıştım. Dilimize çevrildiğini duyunca beklemiştim, iyi de oldu. Pegasus güzel bir baskıyla çıkarmış.
Bu sefer Kadıköy'e gittiğimde kitapçı kitapçı gezemedim, çizgi romanlara bakamadım ama işte şans, CKM'de Aykırı Kumpanya gösterisine giderken (Bu arada gösteriyi de çok beğendik, hele de ikinci yarısını! İzlemeye değer.) abimle gözümüze bir dükkan çarptı. POW! adında, bakery-figür dükkanı tadında bir yer. Belki çoğunuz duymuşsunuzdur ama benim daha yeni haberim oluyor. Güzeller güzeli figürlerden almadım ama ne zamandır istediğim bir çizgi romanı sepete attım. Umbrella Academy, bayağıdır peşinde koştuğum bir çizgi romandı. Gerard Way hayranlığımı biraz daha arttırmayı planlıyorum. Yayınevi yakında ikinci kitabı da çıkarıyormuş. Oh, mis.İstanbul'daki kitap alışverişlerim böyle oldu. Şimdi geriye bunları ve evde bekleyen, daha kapağı açılmamış yaklaşık kırk kitabı okumak kalıyor. Taht Oyunları'na başladım bile ancak sayfalarda kayboluyorum, ne zaman biter hiç bilemeyeceğim. Yoruma kadar daha bir sürü yazı sırada, bu soğuk ama güzel sömestr günlerinde sizi yazısız bırakmayacağım. Bol kitaplı günler!
Not: Yine bir D&R'dan kopardığım Buenos Aires temalı noteLook sizce de çok süper değil mi? O kadar beğendim ki göstermeden edemedim!
Sunday, December 15, 2013
Kısa Bir "Yeni Kitaplar" Yazısı
Bu bir ilkler yazısı. İlk defa telefondan bloga yazı atıyorum ve ilk defa bir alışveriş yazısını uzatmayacağım.
Bu dört güzelliği "kitap fuarı" dedikleri, ancak kitap fuarıyla ilgisi alakası olmayan utanç verici yerden aldım, bir de beş adet tarihi/siyasi kitap.
İnternetten çok daha ucuza gerçekleştirilebilir, hayal kırıklığına uğratan bir alışveriş oldu anlayacağınız. Montague Amca'nın Dehşet Hikayeleri adlı şeker, bir o kadar da ürkütücü kitaba başladım bile. Yorumu yakında blokda!
Takipte kalın, mutlu günler.
Thursday, November 21, 2013
Alışveriş, Kitap, Dizi ve Anime
Haftalardır sınavlardan kafamı kaldıramıyorum. Uykusuzluk, halsizlik aldı başını götürdü. Ne adam gibi kitap okuyabildim ne film izleyebildim. Anca her iki günde bir, bir bölüm dizi, bir bölüm anime izleyebildim. Neyse ki bir hafta kadar rahatım, bunun şerefine tamamen piyangodan bir alışveriş yaptım, üstüne de yeni bir kitapa başladım. Eh, daha ne olsun.
Üç Yeni Kitap
Yiyecek alışverişi diye girdiğim marketten üç kitapla beraber döndüm bu sefer de. Evde okunmayan kitaplar diz boyu, ben hala daha ne kadar kitap alabilirim diye bakıyorum. Bendeki de ayrı bir tuhaflık.
Marketten kitap almak da hiç adetim değildir, internetten ya da müdavimi olduğum kitapçılardan almak hem daha keyifli, hem de daha hesaplı. Ama asla bir markete girdim mi kitapların olduğu bölüme bakmadan çıkmam. Alışveriş arabasını alır almaz gittiğim yer dergi/kitap reyonu olmuştur her zaman. Yine aynı şekilde, koştum kitapların bulunduğu raflara. Bir indirim bölümü vardı, bakmadan geçmeyeyim dedim. Elimi rastgele bir kitaba atmamla Jonathan Rhys Meyers'la göz göze gelmem bir oldu, fena tatlı bir tesadüf. Normalde pek bu tarz tarihi kitap okuduğum görülmemiştir, ama eski İngiliz Kraliyetinin de ilgi çekici olduğu gerçeği su götürmez. Kitabın arkasını bile okumadım, ama bayıla bayıla izlediğim The Tudors dizisinin uyarlaması olduğunu biliyorum. En kısa zamanda okurum umarım, kitabı sevmesem bile Jonathan bebeğimin güzel yüzünün kitaplığımda durması yeter.

Kız ve Kurt, sürekli almak isteyip devamlı olarak ertelediğim bir romandı. Kim bilir kaç kez sepetime ekleyip çıkarttım. Kitaba bakarken yine vazgeçmek üzereydim, ancak kitap bir an çok ilgi çekici geldi ve fazla seveni olmamasına rağmen almış bulundum. Okuyup üstüne bir de filmini izlemekten pek zarar gelmez bence. Hayal kırıklığına uğratmaması dileği ile...

Romanlara göz gezdirirken kapağı Evrenin Ötesi'ne çok benzeyen bir kitap gördüm. İçimden de dedim ki, keşke Evrenin Ötesi'ni de bulabilsem şurada. Ve bir dakika sonra, bingo! Evrenin Ötesi. Her yerde tırım tırım arayıp da bulamadığım, internetten sipariş edeceğim zaman her sitede "Tükendi" yazan kitap... Aslında hardcover olarak yurtdışından İngilizce'sini sipariş etmekti gönlümden geçen ama onu da sürekli erteliyordum sebepsiz yere. Hazır bulmuşken kaçırmaya gerek yok dedim aldım. Hem de indirimli. Mis.

Hayvan Mezarlığı
Sonunda. Sonunda elime geçirebildim şu kitabı. Alalı öyle aylar yıllar olmadı ama hemen bitirip yorumlamak istiyordum Hayan Mezarlığını. Bir türlü başına oturup düzgünce okuyamıyordum, bugün dedim Deniz sen n'apıyorsun, adam gibi git oku şunu. Daha henüz seksen beşinci sayfasındayım, umuyorum ki bu bir hafta içinde bitiririm kitabı. Resmen yalama oldu elimde.
Ya ben daha önce niye Stephen King almadım soruyorum kendime. Göz kitabını okumuştum ilk, hatırlarsınız. Yazarın okuduğum ikinci kitabı oluyor bu. Stephen King herkesin gözünde mükemmeliği tescil edilmiş bir yazar, Göz gayet güzeldi ama King zekasını Hayvan Mezarlığı'nda daha iyi ortaya çıkarmış. Daha ilk sayfasından anlayabiliyorsunuz bunu.
Çeviri dışında, şu ana kadar kitapta beni sıkan bir şey olmadı. İlerde neler olacak, incelemede paylaşacağım sizinle.
The Carrie Diaries
Sıkıntıdan ölürken kitap okuyacak halim kalmamıştı, ben de yeni bir dizeye başlayayım dedim en azından fazla kafa yormam diye. Ne zamandır aklımın bir ucunda yatan Carrie Günlükleri'ne başladım ben de. Yoğun günlerimde kendimi Austin'le avuttum anlayacağınız.
Öyle inanılmaz bir dizi değil açıkçası, ama gayet eğlenceli. Sex and the City'nin öncesi olması diziye heyecan katan bir öge.
Dizide bazı karakterler çok klişe olmuş, bazıları ise gayet yaratıcı. Olaylar da öyle. Daha güzeli uğraşılsa yapılırmış yani. Yine de tipik gençlik dizi işte, üzerinde fazla düşünmeden izlemek gerekiyor.
Daha birinci sezonu bile bitiremedim. Ama artık dizi izlemeye bile üşenir bir pozisyona geldim, yine de bu hafta biter diye düşünüyorum.
Dizi tavsiye edilir mi? Bence birinci bölümünü izlemenizden hiç zarar gelmez. Benim anlattığımdan daha mi iyi, daha mı kötü siz karar verin.
Shingeki No Kiyojin
Herkesin öve öve bitiremediği animeye de başlamış oldum. Yeni yapım olmasına rağmen, büyük bir popülerliğe kavuştu Shingeki No Kiyojin, İngilizce ismiyle Attack On Titan.
Anime dedikleri kadar var, evet. Gerçekten konu ve olaylar çok güzel işlenmiş. Ben baya sevdim. Hem orijinal bir konu, hem alabildiğine aksiyonlu, heyecanlı. Bir anime aşığı olarak nasıl sevmem yani.
Ama nedense, animenin çizimleri çok güzel olmasına rağmen arka planın fazla gerçekçi, karakterlerin fazla "çizim" olması beni rahatsız etti. Neden bu kadar gözüme battı bilemiyorum, birçok kişiden "mükemmel" kelimesini duyduğumdan kusur mu aramaya başladım nedir, ilk bölümden beri çizimine karşı bir hoşnutsuzluk duygum animenin.

Sonuçta gayet keyifli, izlenmesi gereken bir anime. Daha hala bitiremedim, ona hayıflanıyorum. Bir de not geçeyim, animenin paylaştığım afişi şu an ismini hatırlayamadığım, film afişlerini hazırlayan biri tarafından yapılmış. Çok da başarılı olmuş. Bir ara da animenin beyaz perdeye aktarılacağı dedikoduları vardı ancak hala gündemde mi bilemiyorum.
Bugünlük bu kadar. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, mutlu günler!
Üç Yeni Kitap
Yiyecek alışverişi diye girdiğim marketten üç kitapla beraber döndüm bu sefer de. Evde okunmayan kitaplar diz boyu, ben hala daha ne kadar kitap alabilirim diye bakıyorum. Bendeki de ayrı bir tuhaflık.Marketten kitap almak da hiç adetim değildir, internetten ya da müdavimi olduğum kitapçılardan almak hem daha keyifli, hem de daha hesaplı. Ama asla bir markete girdim mi kitapların olduğu bölüme bakmadan çıkmam. Alışveriş arabasını alır almaz gittiğim yer dergi/kitap reyonu olmuştur her zaman. Yine aynı şekilde, koştum kitapların bulunduğu raflara. Bir indirim bölümü vardı, bakmadan geçmeyeyim dedim. Elimi rastgele bir kitaba atmamla Jonathan Rhys Meyers'la göz göze gelmem bir oldu, fena tatlı bir tesadüf. Normalde pek bu tarz tarihi kitap okuduğum görülmemiştir, ama eski İngiliz Kraliyetinin de ilgi çekici olduğu gerçeği su götürmez. Kitabın arkasını bile okumadım, ama bayıla bayıla izlediğim The Tudors dizisinin uyarlaması olduğunu biliyorum. En kısa zamanda okurum umarım, kitabı sevmesem bile Jonathan bebeğimin güzel yüzünün kitaplığımda durması yeter.

Kız ve Kurt, sürekli almak isteyip devamlı olarak ertelediğim bir romandı. Kim bilir kaç kez sepetime ekleyip çıkarttım. Kitaba bakarken yine vazgeçmek üzereydim, ancak kitap bir an çok ilgi çekici geldi ve fazla seveni olmamasına rağmen almış bulundum. Okuyup üstüne bir de filmini izlemekten pek zarar gelmez bence. Hayal kırıklığına uğratmaması dileği ile...

Romanlara göz gezdirirken kapağı Evrenin Ötesi'ne çok benzeyen bir kitap gördüm. İçimden de dedim ki, keşke Evrenin Ötesi'ni de bulabilsem şurada. Ve bir dakika sonra, bingo! Evrenin Ötesi. Her yerde tırım tırım arayıp da bulamadığım, internetten sipariş edeceğim zaman her sitede "Tükendi" yazan kitap... Aslında hardcover olarak yurtdışından İngilizce'sini sipariş etmekti gönlümden geçen ama onu da sürekli erteliyordum sebepsiz yere. Hazır bulmuşken kaçırmaya gerek yok dedim aldım. Hem de indirimli. Mis.
Hayvan Mezarlığı
Sonunda. Sonunda elime geçirebildim şu kitabı. Alalı öyle aylar yıllar olmadı ama hemen bitirip yorumlamak istiyordum Hayan Mezarlığını. Bir türlü başına oturup düzgünce okuyamıyordum, bugün dedim Deniz sen n'apıyorsun, adam gibi git oku şunu. Daha henüz seksen beşinci sayfasındayım, umuyorum ki bu bir hafta içinde bitiririm kitabı. Resmen yalama oldu elimde.
Ya ben daha önce niye Stephen King almadım soruyorum kendime. Göz kitabını okumuştum ilk, hatırlarsınız. Yazarın okuduğum ikinci kitabı oluyor bu. Stephen King herkesin gözünde mükemmeliği tescil edilmiş bir yazar, Göz gayet güzeldi ama King zekasını Hayvan Mezarlığı'nda daha iyi ortaya çıkarmış. Daha ilk sayfasından anlayabiliyorsunuz bunu.
Çeviri dışında, şu ana kadar kitapta beni sıkan bir şey olmadı. İlerde neler olacak, incelemede paylaşacağım sizinle.
The Carrie Diaries Sıkıntıdan ölürken kitap okuyacak halim kalmamıştı, ben de yeni bir dizeye başlayayım dedim en azından fazla kafa yormam diye. Ne zamandır aklımın bir ucunda yatan Carrie Günlükleri'ne başladım ben de. Yoğun günlerimde kendimi Austin'le avuttum anlayacağınız.
Öyle inanılmaz bir dizi değil açıkçası, ama gayet eğlenceli. Sex and the City'nin öncesi olması diziye heyecan katan bir öge.Dizide bazı karakterler çok klişe olmuş, bazıları ise gayet yaratıcı. Olaylar da öyle. Daha güzeli uğraşılsa yapılırmış yani. Yine de tipik gençlik dizi işte, üzerinde fazla düşünmeden izlemek gerekiyor.
Daha birinci sezonu bile bitiremedim. Ama artık dizi izlemeye bile üşenir bir pozisyona geldim, yine de bu hafta biter diye düşünüyorum.Dizi tavsiye edilir mi? Bence birinci bölümünü izlemenizden hiç zarar gelmez. Benim anlattığımdan daha mi iyi, daha mı kötü siz karar verin.
Shingeki No Kiyojin
Herkesin öve öve bitiremediği animeye de başlamış oldum. Yeni yapım olmasına rağmen, büyük bir popülerliğe kavuştu Shingeki No Kiyojin, İngilizce ismiyle Attack On Titan.
Anime dedikleri kadar var, evet. Gerçekten konu ve olaylar çok güzel işlenmiş. Ben baya sevdim. Hem orijinal bir konu, hem alabildiğine aksiyonlu, heyecanlı. Bir anime aşığı olarak nasıl sevmem yani.
Ama nedense, animenin çizimleri çok güzel olmasına rağmen arka planın fazla gerçekçi, karakterlerin fazla "çizim" olması beni rahatsız etti. Neden bu kadar gözüme battı bilemiyorum, birçok kişiden "mükemmel" kelimesini duyduğumdan kusur mu aramaya başladım nedir, ilk bölümden beri çizimine karşı bir hoşnutsuzluk duygum animenin.

Sonuçta gayet keyifli, izlenmesi gereken bir anime. Daha hala bitiremedim, ona hayıflanıyorum. Bir de not geçeyim, animenin paylaştığım afişi şu an ismini hatırlayamadığım, film afişlerini hazırlayan biri tarafından yapılmış. Çok da başarılı olmuş. Bir ara da animenin beyaz perdeye aktarılacağı dedikoduları vardı ancak hala gündemde mi bilemiyorum.
Bugünlük bu kadar. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, mutlu günler!
Subscribe to:
Posts (Atom)




