Monday, August 25, 2014

İnceleme: Düşler Krallığı/A Kingdom of Dreams



Kitap: Düşler Krallığı (Westmoreland Saga #1)
Orijinal Adı: A Kingdom of Dreams (Westmoreland Saga #1)
Yazar: Judith McNaught
Yayıncı: Epsilon Yayınları
Goodreads Puanı: 4.24 (23.476 oy)
Sayfa Sayısı: 416


Bir İskoç dükünün kızı olan Jennifer Merrick, 'Kurt' lakabıyla anılan İngiliz Claymore Dükü Royce Westmoreland tarafından manastırdaki okulundan kaçırılır. Dük, düşmanlarının yüreğine dehşet salan, adını duyan herkesin dudağını uçuklatan bir savaşçıdır, ama Jennifer de onun ününü umursamayacak kadar inatçı ve yürekli bir kızdır. Ailesine saldırmak üzere olan savaşçı kendisini tutsak aldığında, ondan kurtulmak için akıl almaz bir zeka kıvraklığı ve özgüvenle, küstah, alaycı ve yakışıklı düşmanını şaşkına çevirir.
Ancak onun güçlü kollarında aşkı bulduğu andan itibaren Jennifer için hayat; gururunun, ailesine karşı hissettiği vefa ve koruma duygularının, karşı koyamadığı bir aşkla çatıştığı tehlikeli bir tuzağa dönüşecektir...




Bir Judith McNaught kitabı daha okundu bitti. Romance sevip de bu kitabı okumayan ya da en azından bilmeyen kalmamıştır herhalde. Yazarın en güzel kitabı olarak gösterildiği için birkaç kitabını okuyup öyle Düşler Krallığı'na başlamayı amaçlamıştım, ki öyle de oldu. İlk okuduğum kitabı İçinde Aşk Saklı çok güzel bir eserdi, Aldığım Her Nefeste'yi ise hiç beğenmemiştim Bu kitabın hepsinden daha iyi olacağını düşünürken, öyle olmadı.

"Gösterişsiz kızların bile hayalleri vardır efendim."

Düşler Krallığı, Westmoreland serisinin ilk kitabı. Bir İskoç dükünün kızı olan Jennifer, baş düşmanları Kurt lakaplı Royce Westmoreland'in kardeşi tarafından kaçırılıyor. Royce, herkesin korkunç efsanelerle anlattığı biri. Kaçırıldıktan sonra Jennifer ve kardeşi, adeta bir canavar olarak bilinen bu adamın merhametine kalıyorlar.

Açıkçası işlenen konu, yazarın dili oldukça hoştu. Özellikle kitabın ilk yarısını oldukça sevdim, ancak kitabın ilerisindeki kısımlarda aynı tadı bulamadım nedense. Bir kere böyle bir kitapta en önemli olan kızın ve erkeğin duygularıdır bana göre. Her ne kadar Royce'un duygularından ipuçlarını alsak da Jennifer oğlanı bir seviyor, bir sevmiyor, bir düşmanım diyor, bir sevgili olarak bakıyor. Sonlara doğru bu olaylar Jennifer açısından iyice karıştı, bu da benim kitaptan soğumama neden oldu. Yazar sanki gereksiz yerleri fazla uzatmış, bu kısımlardan çalmış gibiydi.

"Bazı kadınların parlamak için mücevhere ihtiyacı yoktur. Sen de onlardan birisin."

Anladığım kadarıyla Judith'in bir metodu var. Eğer İçinde Aşk Saklı'yı okuyanınız varsa belki fark etmişsinizdir, olay sıralaması aynı. O yüzden bana göre olaylar oldukça tahmin edilebilirdi, ama yazarın diğer kitaplarını okumamışsanız muhtemelen aynı şeyi yaşamazsınız.

Romance kitaplarının hepsinde mi böyle bilmiyorum ama nedense hep bir kadının başta güçlü olması, nihayetinde boyun eğmesi ve bütün karakterlerin mükemmel olma zorunluluğu var. Bu beni artık sıkıyor. O kadar çok bu yönde kitap var ki, bir yerden sonra cidden bunalıyorum okumaktan. Kitap 1989 basımı olduğundan, büyük ihtimalle bu olayı ya yazar başlatmış ya da bu olguyla kitap yazanların ilklerinden. Onun için klişe diyemeyeceğim, ancak hoş da değildi bana kalırsa.

"Niye sen teslim olunca, ben kendimi ele geçirilmiş gibi hissediyorum?"

Royce karakteri, anlatım ve hikaye bana göre güzeldi; ancak anlattıklarım itibariyle, bana göre o "mükemmel" kitap olmadı. Belki de beklentimin çok çok yüksek olmasından kaynaklı, bilemiyorum. Romence türünü sevenler bu eseri de sevecektir, fakat ben şu an tarihi aşka doydum. Judith'e biraz mola vereceğim.

Bol kitaplı, güzel günler!

Puan: (5 üzerinden)





No comments:

Post a Comment