Showing posts with label film. Show all posts
Showing posts with label film. Show all posts

Monday, February 27, 2017

Bir Oscar Yazısı

Dünyanın en prestijli, en çok konuşulan film ödülünden konuşmazsak olmayacak sanırım. Neden mi bahsediyorum? Tabii ki Akademi Ödülleri! Hani şu "And Oscar goes to..." diye yürek hoplatan...
Adayları muhtemelen görmüşsünüzdür, görmediyseniz de buraya tıklayıp hemen öğrenebilirsiniz.

Konuşulacak çok şey var aslında; En İyi Aktör ödülü, Jimmy Kimmel'ın sunuculuğu, elbiseler, yapılan siyaset...
Ne var ki, dedikoduları ilgili bloglara bırakıyorum. Ben bugün filmlerle ilgileneceğim!


Manchester by the Sea


İlgili resimÜlkemizde "Yaşamın Kıyısında" ismiyle çevirilen, oldukça merak ettiğim bir filmdi kendisi; çok beğenilmesine rağmen karşıt yorumlarda çıkıyordu karşıma. Casey Affleck muhabbeti döndü de durdu falan, gerçekten iyi oyuncu muymuş yoksa abartılmış mıymış... İnsan nasıl meraklanmasın?
Oscarlar açıklanmadan önce izledim filmi. Görüşüm de olumlu oldu.

Dram filmlerini çok severim, özellikle "insanlar neler yaşıyor yahu" tarzı filmleri. Manchester by the Sea ne kadar hüzünlü, ağlatmaya meyilli bir film olmasa da insanın içini burkmuyor değil. Filmin hoş bir konusu var, bir amca ve yeğeninin öyküsü diyebiliriz çok (çok) kısaca.
Filmin asıl vurucu kısmı konusu değil, konusunun işlenişi ve sinematografisi idi kesinlikle. Kışın pastel renkleri, puslu çekimler benim çok hoşuma gider, yönetmen de bunları bol bol kullanmış. Filmdeki ortam hem konuyla bütünleşmişti hem de görüntülerle duygularınızı değiştirebilir nitelikleydi.

Casey Affleck speaks as he accepts the Oscar for Best Actor for Manchester by the Sea, on Feb. 27, 2017 in Hollywood, Calif.Yine de Manchester by the Sea'nin bu kadar tutulmasına şaşırdım. Çünkü herkese hitap eder bir film değil gibi geldi. Bana hitap etmiş olduğu kesin, ama başta karışık gelebilecek ve sanata ilgisi olmayan kesim tarafından dışlanabilecek gibiydi. Tabii düşününce, düşük bütçeyle çekilmiş olmasına rağmen başarılı bir kadro, iyi bir senaryo görüyoruz.

Şimdi asıl konuya gelelim: Casey Affleck. Ben bunun abisine de hiç ısınamamıştım başta. Nedense Afflecklerle böyle bir ilişkim var, başta sevmiyorum ama filmde görünce fikrim değişiyor. Casey'de de böyle oldu. Filmin başlarında adam o kadar sığ, o kadar karaktersiz geldi ki, dedim "bu mu ya bu kadar konuşulan?" Lakin, adam karakteri gayet iyi canlandırmış. Yani film bitince of be ne oynamış adam da, demedim ama duyguları iyi verdiği bir gerçekti. Yine de kendisine yöneltilen cinsel taciz suçlamalarından sıyrılıp bu kadar pohpohlanması ne kadar doğru tartışılır.

Kendisi 6 dalda Oscar adayıydı, En İyi Aktör ve En İyi Orijinal Senaryo kategorilerinden toplamda 2 ödülle geceye veda etti.


La La Land
la la land ile ilgili görsel sonucuİnternette yere göğe sığdıralamayan ancak kime konusunu açsam filmi izlemeyenlerden "Aşk filmi değil mi ya o.." "Uf müzikalleri hiç sevmem" tarzı cevaplar aldığım bir filmdi La La Land. Bu biraz heves kırıcıydı ama izlemeyi en çok istediğim Oscar adayı da oydu kesinlikle.

La La Land'i, ya da Türkçe adıyla Aşıklar Şehri'ni, duymamış olma ihtimaliniz var mı bilmiyorum ama bu sene en çok dalda Oscar adayı olan filmdi. İzleyip de "kötü" diyen insanı da görmemiştim. Yani film hiç kimse tarafından duyulmamış ya da beğenilmemiş olsa ben yine izlerdim çünkü içinde Ryan Gosling gibi bir gerçek var.

Filmi izledim, açılış sahnesinde dedim ki "güzel çekmişler ama acaba ben böyle bir müzikal havasını kaldırabilecek miyim?" Sıkılacağımı düşündüm, buram buram aşk kokacak ve sıradan bir hikaye anlatacak sandım. Lakin film boşuna 14 dalda aday olmamış. Bana sorarsanız baştan aşağı mükemmeldi.

ryan gosling oscar ile ilgili görsel sonucuEvet oyunculuklar çok iyi, hatta Emma Stone baya iyi, senaryo güzel, müzikler ise tek kelimeyle olağanüstü...ama...ama... ben filmin çekimlerini ve editleme işlerini yapanların ellerinden öpmek istiyorum öncelikle. La La Land'i bu kadar iyi yapan kesinlikle size verdiği duygulardı. Yönetmen kullandığı renklerle, sahnelerin geçiş şekliyle, ufak detaylarla sokuyor sizi filmin dünyasına ve gerçekten girdiğiniz yerde kayboluyorsunuz. Bir saniye yüzümde kocaman bir gülümseme varken diğer dakika ağlıyordum en son.

Sonuç olarak, anlatılacak bir film bile değil La La Land. Size konusundan bahsetsem hiçbir yararı olmaz. Oturup baştan sonra izlemeniz gerek.

14 Dalda adaydı, 6 Oscar'la eve döndü. 


Sunday, December 25, 2016

Keyifli Bir Pazar Akşamı İçin Öneriler

Yeni yıla adım adım yaklaşıyoruz, bu pazar akşamı hem haftanın, hem de yılın stresini atmaya hak kazandınız.

Yeni yıla giriyoruz dedik, e tabii havalar da soğudu. Evden çıkmadan bile yapılabilecek o kadar şey var ki...


FİLM

Yüzünüze bir gülümseme koyacak, kalpleri ısıtacak bir roman uyarlaması: Love, Rosie.

2014 yapımı bu filmi izlemekte oldukça tereddüt etmiştim, sebebi ilk önce kitabını okumak istememdi. Sonra hayat kısa ve ondan önce okunacak daha çok kitap var diyerek filme başladım. Beklentimin üstünde, keyifle izlediğim, ruhumu yumuşatan bir film oldu Love, Rosie. Biraz komedi, biraz dram, biraz aşk ve bol bol Sam Claflin içeren bir film, daha ne diyeyim? 7.2 IMDb puanlı film bu pazar size önerim. 

yanında gidecekler: sıcak çikolata ve biraz sevgi


Komsum Totoro Poster
İzlemeyen kaldı mı bilemiyorum ama her ihtimale karşı önlemimi alarak tavsiyesini yapmam gereken film: Komşum Totoro.

Büyüleyici çizimler, kahkaha attıracak karakterler ve hiç bitmesin diye izleyeceğiniz, IMDb'nin "En İyi 250 Film" listesinde yer alan bir animasyon ister misiniz? O zaman Totoro sizi bekliyor.
Miyazaki'nin hemen her filmine aşık olmuş olsam da bir pazar akşamı için sizi stresten kurtaracak en iyi yapımı olarak Totoro'yu görüyorum. Bu film, ne zaman kendimi depresif hissetsem ilacım olabilecek güçte. 

yanında gidecekler: patlamış mısır ve huzur



DİZİ 

Dizi severim sevmesine, ama bu başlık için uygun bir seri bulmak benim için kolay olmadı. Neden mi? Çünkü dizi denince aklıma kan akıtan karakterler, ağır dram ve suç geliyor da ondan. Tabii yine de daha sevecen birkaç şey düşündüm.

Wednesday, June 1, 2016

Kitabı Kadar Güzel Olan 4 Film Uyarlaması

Entelektüel bir insanın hayatında olmazsa olmaz iki unsur vardır: iyi film ve iyi kitap. Ünlü oyuncular, usta yönetmen, muhteşem senaryo… Realist karakterler, akıcı üslup, olağanüstü olay örgüsü… Ve tabii ardından gelen vazgeçilmez tartışma konusu: Film mi kitap mı? 

Friday, January 16, 2015

Film Arası: Lucy


Film: Lucy
Yönetmen: Luc Besson
Oyuncular: Scarlett Johansson, Morgan Freeman, Min-sik Choi, Amr Waked
IMDb Puanı: 6,4
Yılı: 2014


Scarlett Johansson ve Morgan Freeman'ın baş rollerini paylaştığı Lucy, sinemaya girdiğinde büyük yankı uyandırmıştı. Aslında, vizyondayken izlemek istemiştim ancak olumsuz yorumlar okumaya başlayınca hevesim kırılmıştı ve sonunda vazgeçmiştim. Bugün, hazır boş zamanım varken oturup izleyeyim dedim. Bilim-kurgu türünde, aksiyon dolu bir filme ihtiyacım vardı.

Filmin konusu, genel olarak "İnsan, beyninin %100'unu kullansa ne olurdu?" sorusundan yola çıkarak yazılmış. Lucy, vücuduna doğrudan karışan bir uyuşturucu madde nedeniyle yavaş yavaş beyninin kapasitesini zorluyor. Kabiliyetleri ve algısı değişiyor, gelişiyor, yeni yetenekler kazanıyor. Aynı zamanda, onu insan yapan duygular sönmeye başlıyor. 

Friday, January 9, 2015

Film Tavsiyesi: Side Effects


Film: Acı Reçete
Orijinal Adı: Side Effects
Yönetmen: Steven Soderbergh
Oyuncular: Jude Law,  Channing Tatum, Ronney Mara, Catherine Zeta-Jones
IMDb Puanı: 7,1
Yılı: 2013


Beğendiğim oyuncuların filmlerini arşivlemek gibi bir huyum vardır. 
Sevgili Channing Tatum da daha çok görmek istediğim aktörlerden olduğu için, ilgimi çeken her filmi bilgisayarımda duruyordu. Side Effects de bunlardan biriydi; ancak film hakkında, Tatum'ın oynadığı gerçeğinden başka en ufak bir bilgim yoktu. Ve şu an bundan utanıyorum...

Arkadaşımla romantik, tatlı bir film izleyelim derken kendimizi Side Effects'te bulduk. Ne alaka derseniz, cevabını biz de bilmiyoruz.
İzleme nedenimiz aslında filmin afişiydi, çünkü afişe bakınca gördük ki filmde Tatum'dan daha ilgi çekici insanlar varmış. Kimden mi bahsediyorum? Jude Law, Rooney Mara ve Catherine Zeta-Jones'tan tabii ki.

Filme kafamızda çok farklı senaryolarla başladık. "Aşk üçgenleri, aldatmalar, yeni aşklar ana temayı oluşturuyordur," dedik. 
Hayatımda hiç bu kadar yanılmamıştım...

Monday, November 24, 2014

Mockingjay: Part 1, Interstellar ve Hafta Sonu Okumaları

The Hunger Games: Mockingjay - Part 1




Her ne kadar insanlar serinin en sıkıcı kitabı olduğunu söylese de ben, Alaycı Kuş'un en özel kitap olduğuna diretiyorum, direteceğim de. Bu nedenle de filmi hayli büyük bir umutla bekliyordum. Cuma günü otobüse atlayıp İstanbul'a gittim ve adam gibi bir sinemaya girmek istediğimden, her ne kadar alışveriş merkezlerini çekemesek de, Zorlu'dan aldık bileti abimle. Filmin curved ekranlı salonda gösterilmesi de bal kaymak oldu tabii. Sonuç olarak kaliteli bir salonda izlediğim için Alaycı Kuş'u mutlu oldum.

Gelelim filme. Bana göre, kuşkusuz, serinin en güzel filmiydi. Gerek görüntüler, gerek sesler, gerek oyunculuklar almış başını götürmüş. Yer yer gözlerim doldu, koltuğuma sindim ve iç çekerek baktım ekrana. Kitapta olmayan bölümler vardı tabii; ancak yönetmen işi iyi üstlenmiş. Ben izlerken filmde hiç bir sıkıntı görmedim, bana batan bir yer olmadı (belki Finnick'e biraz daha yer verilseydi...). İç savaşın başlangıcı, direniş ve Capitol'ün mıntıkalara yaptıkları ruhumu yerden yere vurdu; anarşist duygularım beynime sıçrattı resmen. 

İkinci bölümden kat kat daha umutluyum. Güzel bir kapanış olacağını biliyorum ve yönetmene güveniyorum. Ayrıca ilk iki filmde Josh Hutcherson'dan hiç haz etmemiştim; o da bu filmde döktürmüş. Toplamında, bir başyapıt ortaya konulmuş. Sinemayı terk ettikten sonra saatlerce "Are you.. are you.." diye The Hanging Tree'yi mırıldandım. Şimdi 20 Kasım 2015'e gün saymaya başlıyorum.


Interstellar



Ah... bu film, bu film. 
Hakkında yazmaya nereden başlasam bilemiyorum. Üzerine konuşulacak çok şey var; öyle ki, filmin öncesinde de sonrasında da, oturup günlerce, saatlerce film hakkında fikir belirttik ve internetten öğrendiğimiz bilgileri paylaştık. Okuduğum yazılar ve abimin anlattıkları sonucu şu an Interstellar hakkında gerekli gereksiz bir sürü şey biliyorum. Örneğin filmin analog kamerayla çekildiğini, yeşil perde kullanılmadığını, filmin bazı sahnelerinin gerçekten uzayda çekildiğini, filmin gösterime girebilmesi için tüm dünyadaki IMAX projeksiyonlarının değiştiği, oyuncuların ve yönetmenin Kip Thorne ile çalıştığını ve her şeyin fizik kurallarına uygun olduğunu beş-on kez okuyup duymuş durumdayım. 

Peki film, hakkında bu kadar şey yazıp çizmeye değer mi yoksa biraz abartılmış mı?

Bana kalırsa filmin, daha da abartılması gerekiyor. Interstellar, kesinlikle hayatımda izlediğim en güzel bilim-kurgu ve belki izlediğim en güzel film bile olabilir. Oyunculuklar, çekimler, ses efektleri, kurgu; hepsi olağanüstüydü. İstisnasız hepsi olabilecek en yüksek kalitedeydi. 

Bilim-kurguyu seviyorsanız, bu film kuşkusuz sizin ilk üçünüze girecek. Zaten biraz nerd kılıklı olan herkes filmi kutsal kabul edecektir. 

Filmden "hiçbir şey anlamadım" diye çıkacak insanlar olabilir, eğer bilimle bir alakanız yoksa anlaması zor gelebilir; zira film evren, kara delik, solucan deliği ve boyutlar gibi şeylerin bir hayli derinine iniyor. Film, üç saate yakın olmasına rağmen tek bir dakikasında bile sıkmadı. Güldürdü, ağlattı, korkuttu, sarstı; her şeyi yaptı. Bir sürü şey anlattı ve emin olun ki izleyenlere birçok şey kattı. Keskin diyaloglar ve özenle tasarlanmış karakterlerle izleyebileceğiniz en güzel filmler arasında girdi.

Eğer hala izlemediyseniz, bu filmi sinemada izleme şansını asla kaçırmayın ve imkanınız varsa mutlaka IMAX'de izleyin. 


Eleanor & Park ve Açıkta 

Bir kitap daha okuyor olmama rağmen, şu an ondan bahsetmek istemediğim için size hafta sonu bitirdiğim Açıkta ve sonuna yaklaştığım Eleanor & Park hakkında biraz konuşmak istedim.

Art arda, birbirinden daha farklı kitap okuyamazdım herhalde. İkisinin de yazısı çok yakında gelecek ve ikisini de anlatmayı gerçekten çok istiyorum. Özellikle Eleanor & Park için anlatacağım çok şey var gibi geliyor, duygularımı toparlayabilirsem şayet. 

Yolculukta kitap okumayı gerçekten seviyorum çünkü dikkatimi bozacak fazla bir şey olmuyor, bu da beni kitabın içine sürüklüyor. Tabii, sıkıcı ve darlayan kitaplar okumak da bazen yolculuğun büyüsünü paramparça edebiliyor. Neyse ki, okunabilir kitaplar seçmişim ve bundan dolayı da hoş şekilde seyahat ettim. 

Söylenecek çok söz, tartışılacak çok konu var; ancak ben bir başlarsam konuşmaya kendimi tutamayıp kocaman bir kitap incelemesi atarım ortaya. Ama onların zamanı var. Ayrı yazılarda, yakında, sizi -umuyorum ki-güzel yazılarla rahatsız edeceğim.

Benim hafta sonum İstanbul dolu ve bu saydıklarımı içerecek şekildeydi. Umarım sizin de güzel bir tatiliniz, mutlu günleriniz olmuştur.
Daha güzel hafta sonlarına!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...



Friday, October 24, 2014

Üç Güzel Film, Bir Karizmatik Aktör

Her şey arkadaşımın Dane DeHaan içereni filmler önermesi ile başladı.

Dane DeHaan’ı Mettalica: Through The Never ile tanımıştım ve The Place Beyond the Pines filmi ile kendisine daha çok ısınmıştım. Başarılı, yetenekli ve samimi olan oğlanı daha fazla görmek istiyordum tabii; ancak oynadığı filmlere çok da takılmamıştım.

Yakın bir akadaşım, Dane DeHaan'ın başrolü çektiği iki film tavsiyesi verdi ve hemen izlemem gerektiğini söyledi. Bunlardan biri Life After Beth, diğeri ise Kill Your Darlings idi. Birlikte Dane’in IMDb sayfasında gezinirken Chornicle adlı filmini gördüm, fragmanı izledim, hayran kaldım. Bununla birlikte de Dane DeHaan maratonu başlatma kararı aldım.

Bence çok da iyi oldu.


       

                                Chronicle                       Life After Beth                 Kill Your Darlings


               Üç lise öğrencisini konu alan           Zombi ve romantizm        Beat Kuşağı'nın yaratıcılarını
              bilim-kurgu türünde tüyler                içerikli, samimi ve            konu alan şiirsel, etkileyici, 
              ürpertici, heyecan dolu bir film.        bir o kadar komik bir       iz bırakan bir beyazperde 
                                                                         hikaye.                             uyarlaması.

Tuesday, June 17, 2014

Bu Yaz Sıcağında Ne İzlemeli?

Tatil başlar başlamaz herkes bir yerlere eğlenmeye gitse de, illa evde klimanın altına çadır kuracak olanlar ya da kumsaldan dönüp keyifli bir şeyler izlemek isteyenler olacaktır. Ben de bu durumlara aşina olduğumdan, hoşunuza gidecek, yepyeni tavsiyelerle dolu bir liste hazırlayayım dedim.

Dizi


Friends

Bu efsane diziyi, aranızdan izlememiş olanlar var mıdır bilemiyorum ama ben kısa bir süre öncesine kadar Friends'i hiç seyretmemiştim. Orada burada o kadar çok bahsi geçiyordu ki bir göz atmazsam ayıp olacak diye düşünüp başlamıştım diziye ve tek kelimeyle ba-yıl-dım.

Dizinin konusundan bahsetmeye pek gerek yok aslında ama kısa bir bilgi vermek gerekirse, Friends, New York'ta yaşayan üç kadın ve üç erkeğin günlük yaşamlarında karşılaştığı olayları anlatıyor. Ayrıca dizi on sezon, 236 bölüm; ancak bu sizi şaşırtmasın çünkü izleyen insanlar ortalama üç (veya iki) günde bir sezon bitirebiliyor.

Sitcomların kralı olarak gösterilen bir diziydi hep Friends, bu yüzden de başlarken beklentim haliyle epey bir yüksekti. Buna rağmen ilk bölümden beni kendine bağladı ve çok kısa bir sürede ilk sezonu deviriverdim.

Eğlenceli, komik, sürükleyici, tatlı mı tatlı bir dizi Friends. Her şeyi tam tadında diyebilirim, highly recommended bölümünde yer alması gerekiyor.


The O.C.

Selam Medcezir severler, size dizinin aslını, bin kat daha güzelini getirdim. The O.C. ile ilgili bir yazı daha önce blogta paylaştım mı hatırlamıyorum, ancak dizi benim çok beğendiğim bir seridir. Öyle ki televizyonda Çağatay Ulusoy'u Ryan'ın saç modeliyle görünce bileğime façayı dayamaktan zar zor kurtuldum. Türk versiyonunu tabii ki takip etmedim, ama bir-iki bölümüne bir yerlerde denk gelmiştim ve bayılmamak için kendimi zor tutuyordum en son. Çakma dizi olayı beni gerçekten deli ediyor.

The O.C. Orange County'de lüks içinde yetişen gençlerin yaşamlarının ortasına dalan Ryan'ın hikayesini konu almakta. Bir yandan kenar mahallelerden zengin kitleye sürüklenen Ryan'ın iç dünyasına konuk olurken, bir yandan da yaşanan olaylarla gülüp eğleniyor, bazen de üzülüyoruz.

The O.C. bol kahkahalı, eğlenceli, biraz acıklı, entrika dolu bir gençlik dizisi. Yaz günlerinde neşenize neşe katmak için birebir. Müzikleri de güzel. Daha ne olsun?


Film


American Hustle

Bu filmi izleyeli baya oluyor aslında. Uzun zamandır ne yazısı yazsam da American Hustle tavsiyesini içine yapıştırsam diye kara kara düşünüyordum, isabet oldu.

David O. Russell'ın yönetmenliğini yaptığı film, suç komedi-dram türünde. 1970-1980'lerdeki bir FBI operasyonunu konu alsa da anlayacağınız üzere film öyle ciddi bir suç filmi değil, tam tersine çok eğlenceli, komedisi de dramı da tam kararında bir yapıt.

Oyuncular mı desem, senaryo mu desem, kostümler mi desem bilemedim ama hepsi ayrı ayrı mükemmeldi. Şimdi siz gelip bana o kadar adaylığın içerisinden bu güzelim filmin bir Oscar bile alamamış olduğunu söylüyorsunuz ya içim yanıyor. Christian Bale, ödülü Matthew McConaughey gibi birine kaptırdığı için pek bir şey söyleyemesem de Jennifer Lawrence Oscar'ı Lupita Nyong'o'dan daha çok hak ediyor sanki, ama pek de emin olamıyorum.

Neyse. American Hustle, herkese tavsiye edebileceğim, gayet keyifli, komik, eğlendirici ve heyecanlı bir film ve her yönden gayet kaliteli. Yönetmeni tebrik ediyor ve yazının sonunu "izleyin!" diyerek getiriyorum.



The 40 Year Old Virgin 

Galiba yazının sonuna kadar komedi anlatacağım. İşte yine bir komedi, ancak bu sefer biraz daha absürtünden.

The 40 Year Old Virgin, Steve Carell ve Seth Rogen gibi çok sevdiğim isimleri içinde barındıran bir film. İsminden de anlayabileceğiniz gibi, 40 yaşında bir bakirin hikayesini anlatıyor. Andy adlı karakterimiz, hayatını güzel güzel geçirirken iş arkadaşları Andy'nin bakir olduğunu öğreniyor ve bu durumu tersine çevirmek için uğraşıyorlar. Tabii işler pek de yolunda gitmiyor ve ortaya romantik komedi tarzında bir film çıkıyor.

Efsane ya da unutulmaz olduğunu söyleyemeyeceğim ancak gece, arkadaşlarla koltuğa yayılıp, elinizde birkaç atıştırmalıkla izlemek gayet hoş olabiliyor. Gereksiz esprilerin bulunmadığı, yerinde bir komedi olması en büyük etkenlerden. Zaten filmde anlatılan konunun aslı trajikomik olduğundan her şey daha güzel bir hal alıyor.

Filmi izlemiş herkes bana favorilerinden biri olduğunu ve çok güldüğünü söylüyordu. Ben de beğendim, güldüm, eğlendim. Biraz romantik, ama fazlasıyla gülümseten bu filmi izlemeniz için ben de onayımı verdim.


Anime



Free!

Bu yaz, görünen o ki, anime dünyasıyla hiç olmadığım kadar yakın olacağım. Elimde uzaya kadar uzanan bir "izlenecekler: anime" listesi var ve listeden ilk çizdiğim isim Free! oluyor.

Free! bir spor animesi. Daha önce izlediğim tek benzer anime Kuroko No Basket'ti ve ben aksiyon, gerilim ya da gizem animelerini daha çok sevdiğim için Free!'nin o kadar sarmayacağını düşünmüştüm ancak hiç de beklediğim gibi olmadı.

Anime genel olarak beş yüzücü lise öğrencisinin etrafında dönüyor. Haru, ilkokuldayken üç arkadaşıyla birlikte bir yüzme turnuvasına katılıyor ve turnuvayı kazandıktan sonra hepsi yollarını ayırıyor. Birkaç yıl sonra, lisede karşılaştıklarında ise her şey farklı bir hal almış oluyor.

Günlük bir konu barındırmasına rağmen oldukça keyifli, sıkmayan bir anime. Çizimleri (oğlanların yan profili hariç) bana göre gayet hoş ve çabucak izleniyor. Free! 12 bölüm ve yanılmıyorsam 3 de OVA'dan oluşuyor. Bu yaz sıcağında, çerez niyetine gider. Ben hemencecik izledim, çok da beğendim.



Bakuman

Animenin Death Note'la aynı yaratıcıyı paylaştığını öğrendiğimde izlemem gerektiğini anlamıştım ancak her şey gibi Bakuman'ı da erteleyip duruyordum, öyle ki bir süre sonra animeyi unutmuştum bile.

Daha dün, bir arkadaşımla anime izleyelim derken arkadaşım Bakuman'ı öne sürünce hatırlayıp anında kabul ettim ve gece saat üç buçuğa kadar dayanıp izledik. Uyuya kalma tehlikem olmasa daha saatlerce izlerdim.

Mashiro, hayali bir mangaka* olmak olan bir gençtir ancak piyasanın zorluklarından ve bir mangaka olan, kaybettiği amcası yüzünden bu hayalden vazgeçmiştir. Sınıflarının en zeki öğrencisi Tagaki ise hikayelerini manga formatında çizecek birini aramaktadır. Mashiro, Tagaki'nin tekliflerini her defasında reddetse de hoşlandığı kız olan Azuki ile aralarında yapılan bir anlaşma sonucu mangaka olmak için çalışmalara başlar.

Eğlenceli konusu ve güzel karakterleriyle Bakuman göz atmanız gereken bir anime. Hem güldürüyor, hem merak ettiriyor ve aynı zamanda hiç sıkmıyor. 25 bölümlük animenin sonunu yeni başladığımdan dolayı henüz getiremedim ancak bu tatil günlerinde üç gün içinde rahat rahat bitirebilecek bir seri. İzleyin diyor ve bu sonu gelmeyen komedilerle dolu yazıyı bitiriyorum.

(*): Mangaka, manga sanatçısı anlamına gelir.

Keyifli, güzel günler!
Tatilin tadını çıkarın.

Thursday, April 4, 2013

İnceleme: Muhteşem Yaratıklar/Beautiful Creatures


Kitap: Muhteşem Yaratıklar (Caster Chronicles #1)
Yazar: Kami Garcia&Margaret Stohl
Yayın Evi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 488
Goodreads Puanı: 3.80 (65.450 oy)





Gatlin'de sürprizlere yer yoktu. Hiçliğin ortasında bir yerlerde duruyorduk.En azından ben öyle olduğunu düşünüyordum, daha fazla yanılamazdım. 



Ortada bir lanet vardı.Bir kız vardı.Ve sonunda da bir mezar vardı.Bense bunun farkında bile değildim. 

Lena Duchannes, bir Güney kasabası olan Gatlin'de yaşamakta olan kimseye benzemiyordu. Bir yandan güçlerini gizlemeye çalışıyor, bir yandan da ailesini nesillerden beri eline geçirmiş olan bir lanetle savaşıyordu. Devasa çalılılar, bataklıklar ve Güney'in unutulmuş mezarlıkları gerçeği sonsuza kadar saklamayı başaramayacaktı.Ethan Wate Gatlin'den kurtulacağı günü iple çekiyordu. Rüyalarında gördüğü o hiç tanımadığı kıza âşık oldu. Lena kasabanın en eski ve en ürkütücü evine taşınınca, Ethan tarif edilemez bir şekilde ona doğru çekildiğini hissetti. Aralarındaki bağı anlamaya kararlıydı. Hiçbir sürprizin yaşanmadığı Gatlin'de bir sır bile her şeyi değiştirebilirdi.

 "Okuyucular yaratılan detaylı ve nefes kesici dünyaya kapılacak"-Publisher's Weekly
"Başka dünyadan... Gençler, bu kitabı içindeki romantizm, büyü, gerilim ve vaat ettiği çok daha fazlası yüzünden sevecek."-Booklist
"Ustaca kurgulanmış, nefes kesici ve benzersiz."-Melissa Marr
"Unutulmaz, eksantrik karakterler sizi dünyalarına hapsedecek"-Holly Black
"Hikaye , tek düşündüğünüz o olana kadar içinize sızıyor."-Carrie Ryan
"Kolay kolay unutulmayacak."-Michelle Zink
"İnandırıcı ve gerçekçi bir romantizm."-Sarah Rees Brenman