Showing posts with label anime. Show all posts
Showing posts with label anime. Show all posts

Sunday, December 25, 2016

Keyifli Bir Pazar Akşamı İçin Öneriler

Yeni yıla adım adım yaklaşıyoruz, bu pazar akşamı hem haftanın, hem de yılın stresini atmaya hak kazandınız.

Yeni yıla giriyoruz dedik, e tabii havalar da soğudu. Evden çıkmadan bile yapılabilecek o kadar şey var ki...


FİLM

Yüzünüze bir gülümseme koyacak, kalpleri ısıtacak bir roman uyarlaması: Love, Rosie.

2014 yapımı bu filmi izlemekte oldukça tereddüt etmiştim, sebebi ilk önce kitabını okumak istememdi. Sonra hayat kısa ve ondan önce okunacak daha çok kitap var diyerek filme başladım. Beklentimin üstünde, keyifle izlediğim, ruhumu yumuşatan bir film oldu Love, Rosie. Biraz komedi, biraz dram, biraz aşk ve bol bol Sam Claflin içeren bir film, daha ne diyeyim? 7.2 IMDb puanlı film bu pazar size önerim. 

yanında gidecekler: sıcak çikolata ve biraz sevgi


Komsum Totoro Poster
İzlemeyen kaldı mı bilemiyorum ama her ihtimale karşı önlemimi alarak tavsiyesini yapmam gereken film: Komşum Totoro.

Büyüleyici çizimler, kahkaha attıracak karakterler ve hiç bitmesin diye izleyeceğiniz, IMDb'nin "En İyi 250 Film" listesinde yer alan bir animasyon ister misiniz? O zaman Totoro sizi bekliyor.
Miyazaki'nin hemen her filmine aşık olmuş olsam da bir pazar akşamı için sizi stresten kurtaracak en iyi yapımı olarak Totoro'yu görüyorum. Bu film, ne zaman kendimi depresif hissetsem ilacım olabilecek güçte. 

yanında gidecekler: patlamış mısır ve huzur



DİZİ 

Dizi severim sevmesine, ama bu başlık için uygun bir seri bulmak benim için kolay olmadı. Neden mi? Çünkü dizi denince aklıma kan akıtan karakterler, ağır dram ve suç geliyor da ondan. Tabii yine de daha sevecen birkaç şey düşündüm.

Sunday, November 16, 2014

Dinlenmesi Gereken Parçalar: Tokyo Ghoul OST

Hatırlarsanız, geçtiğimiz ay Tokyo Ghoul adlı inanılmaz anime hakkında bir tavsiye yazısı yazmıştım. Yazının sonunu da animenin opening'iyle bitirmiştim. İkinci sezon için gün sayarken, Tokyo Ghoul OST başlıklı bir yazı yazıp aşkımı tazeleyeyim dedim.



Animenin opening parçası Unravel, otakular arasında bir hayli popüler (hala dinlemediyseniz sizi şöyle alalım). Youtube'da metalinden dubstepine, piyanosundan kemanına her türlü coverını bulmanız mümkün. Şaşırılmaması gerek, çünkü parça gerçekten çok güzel. Ben sözlerini ezberledim bile, her gün bir doz almasam olmuyor.

Tabii animenin müziği Unravel'dan ibaret değil. Unravel ayarında, hatta ondan çok daha güzel parçalar bile var. Dinlediklerimden örnek vereyim dedim ben de. İşte diğer inanılmaz parçalar da şöyle:

Wednesday, October 22, 2014

Anime İncelemesi: DRAMAtical Murder



Anime: DRAMAtical Murder
Tür: Aksiyon, Bilim-kurgu, Gizem
Bölüm Sayısı: 12/12+
Yapım Yılı: 2014


Gelecek bir zamanda, sanal (siber) dövüş oyunu olan "Rhyme"; insanlar arasında inanılmaz derecede popülerdir. Bu yıllarda insanlar, çok kullanışlı olan "Al" bilgisayarlara yani "AllMates"lere sahiptir."Aoba Seragaki"; Midorijima adasında büyükannesiyle kalan, "Heibon" adındaki eskicide çalışıp sıradan hayatı olan bir gençtir. Arkadaşlarının aksine ne "Rhyme" adlı oyuna ne de bir gruba katılır.Ancak adada bazı insanların kaybolduğu söylentileri yayılınca, günlük yaşamındaki sıradanlığı korumak için adanın arkasında yatan gizemi Aoba'nın kendisinin çözmesi gerekir.


Bir arkadaşımın, karakterlerinin çok iyi olduğunu ve sahnelerine göz atmam gerektiğini söylemesi üzerine, geçtiğimiz günlerde DRAMAtical Murder'a başladım.

Uzun zamandır anime dünyasının içindeyim ve bir sürü seriyi (genellikle de en popülerlerini) devirdiğimden dolayı artık biraz daha farklı ama keyifli bir anime arıyordum. Genelde ciddi, kanlı-bıçaklı ve trajedi yüklü animelerden hoşlanıyorum, ki son zamanlarda da izlediğim tüm seriler böyleydi, Tokyo Ghoul'dan sonra döngüyü kırarak biraz daha renkli ama vıcık olmayan bir anime izleyeyim derken Dmmd'nin iyi bir seçim olacağını düşündüm.

Dmmd, gelecekte geçen bir seri. Bilgisayarların ve robotların yaşamın kalbi haline geldiği dönemde, gençler genellikle bir çeteye/gruba bağlı yaşıyordur. Bazı gruplar sadece eğlence ve arkadaşlık adına olsa da bazıları aslında daha derin işler peşindedir. Ryhme adı verilen siber oyun sahası, illegal de olsa, bu grupların arasında inanılmaz şekilde popülerdir. 
Baş karakterimiz Aoba bir işaretsizdir. Yani kendisi hemen hemen herkesin aksine bir çetede değildir ve Rhyme'le de ilgilenmez.
Bazı kimselerin kaybolması ve hayatına tuhaf bir şekilde yeni insanların dahil olması üzerine Aoba, kendini çözülmesi gereken büyük bir gizemin içinde bulur.

Saturday, October 18, 2014

Anime Tavsiyesi: Tokyo Ghoul


Anime: Tokyo Ghoul
Tür: Aksiyon, Gizem, Doğaüstü, Dram, Psikolojik
Bölüm Sayısı: 12/12
Yapım Yılı: 2014



Bu sene mangadan animeye uyarlanan Tokyo Ghoul, kısa sürede büyük bir popülerliğe ulaştı ve birçok anime hayranı tarafından da oldukça sevildi. Özellikle Tumblr kullanıcıları animeye fazlasıyla ilgi gösterdi.
Hal böyle olunca, bende merak etmiştim seriyi, yine de izlemeyi sürekli olarak erteliyordum. Çok yakın bir arkadaşım da animeyi izlemem gerektiğini söyleyince zamanının geldiğini düşündüm ve başladım Tokyo Ghoul'a.


Konusu kısaca şöyle:

Kaneki adlı baş karakterimiz bir kahve dükkanında Rize isimli bir kadınla tanışır. Kaneki'nin Rize'ye karşı duyduğu ilgi gözle görülür şekilde ortadadır. İkisi bir buluşma ayarlar. Rize eve dönerken, Kaneki kız tarafından saldırıya uğrar. Rize, son zamanlarda her yerde insanların karşısına çıkan, insan etiyle beslenen doğaüstü yaratıklardan biridir. Rize, Kaneki'yi yemek üzereyken kızın üzerine demir yığınları düşer ve onların altında ezilir. Kaneki de kritik durumda hastaneye kaldırılır, oradaki doktor Rize'nin organlarını Kaneki'ye nakleder. Bunun ardından Kaneki kendini olağandışı şeyler hissederken bulur; kana ve ete duyduğu açlık gibi. 


Sunday, September 28, 2014

İzlemeyeni Dövüyorlar: Shingeki No Kiyojin


Nedir bu Shingeki no Kiyojin çılgınlığı?


Anime dünyasında herkes tarafından bilinen, insanları daha fazla anime izlemeye iten, bütün otakuların ilk göz ağrısı niteliğini taşıyan olmazsa olmaz seriler vardır. Death Note, Fullmetal Alchemist, Bleach, Sword at Online, One Piece ve Naruto gibi animelerden bahsediyorum tabii ki.

Hatırlıyorum, Death Note'u izleyip ardından mangalarını okuduktan sonra ben de anında anime dünyasına çekilmiştim ve ardından Darker Than Black, Vampire Knight, o, bu, şu derken kendimi büyük bir anime fanı olarak buldum.

Günümüzde ise, insanları anime izlemeye iten başka bir yapıt var.

Kimden bahsediyorum? Tabii ki Shingeki no Kiyojin.

Wednesday, September 10, 2014

İnceleme: Blood: The Last Vampire (Anime Film)


İsim: Blood: The Last Vampire
Yönetmen: Hiroyuki Kitakubo
Yılı: 2000
IMDb Puanı: 6.8



2000 yapımı olan anime Blood: The Last Vampire, gördüğümden beri izlemeyi istediğim, üzerinde büyük umutlarımın olduğu bir yapıttı. Kendisi 48 dakika, yani gayet az ve öz ancak bol bol heyecan, sır ve vampir barındırıyor. Hal böyle olunca ben de beklentimi yüksek tuttum tabii.


Anime, Saya adında, kan emici, kafa koparıcı, yarasa benzeri tuhaf yaratıkları avlayan bir kızı konu alıyor. Bir başka deyişle bir vampir avcısını. Kızımız Saya, ortaklarına biraz baş belası olabiliyor ancak o işinde tek. Saya, gelen bir görev üzerine, bir okuldaki vampirleri öldürmek amacıyla Japonya'ya uçuyor ve maceramız böylece başlamış bulunuyor.

Bu tür bir eserde en önemli şeylerden biri tabii ki aksiyon sahneleri ve bu yapıtta çizimlerin hakkı kesinlikle verilmiş. Görsellik yönünden hiçbir eksik içermiyor bana kalırsa, aynı zamanda anime, kulağımıza da hitap ediyor. Parçaları kim seçtiyse iyi bir iş çıkarmış.


Kısa film niteliği taşısa da Blood: The Last Vampire kafamızda, özellikle sonlara doğru birçok soru işareti bırakıyor. Başta bu tabii ki kafa karıştırıcı, ama merak etmeyin, cevaplarımızı alıyoruz. Ama bu soru işaretlerinin yanıtlarını yönetmen dile getirmeyi değil, görüntülerle anlatmayı tercih etmiş. Bana kalırsa bu hoş bir seçim olmuş, daha sanatsal bir çizgide ilerlemiş film.


Açıkçası, animeyi beğendim. Ancak öyle yere göğe sığdırılmayacak, açıp tekrar tekrar izlenecek bir şey değil bence. Hoş. Ama arkadaş ortamında izlenmeye gelmez mesela. Yine de otakulara, özellikle de fantastik ögelere ve aksiyona aşık olan otakulara tavsiye ediyorum. Bir göz atmaktan zarar gelmez.

Eğer animeyi çok beğendiyseniz ve daha fazlasını arıyorsanız kendisinin bir ciltlik mangası, romanı ve animeden farklı iki devam kitabı, ayrıca da 2009 yapımı bir filmi varmış. Yani etti bir manga, üç kitap, bir film. Manga ve kitap bana da hoş gözükse de bir The Last Airbender faciasına kalbim yetmeyeceği için filminin fragmanını izlemeye tenezzül bile etmiyorum. Yine de meraklısı buyursun, izlesin.

Bol sanatlı, fantastik günler!

Tuesday, June 17, 2014

Bu Yaz Sıcağında Ne İzlemeli?

Tatil başlar başlamaz herkes bir yerlere eğlenmeye gitse de, illa evde klimanın altına çadır kuracak olanlar ya da kumsaldan dönüp keyifli bir şeyler izlemek isteyenler olacaktır. Ben de bu durumlara aşina olduğumdan, hoşunuza gidecek, yepyeni tavsiyelerle dolu bir liste hazırlayayım dedim.

Dizi


Friends

Bu efsane diziyi, aranızdan izlememiş olanlar var mıdır bilemiyorum ama ben kısa bir süre öncesine kadar Friends'i hiç seyretmemiştim. Orada burada o kadar çok bahsi geçiyordu ki bir göz atmazsam ayıp olacak diye düşünüp başlamıştım diziye ve tek kelimeyle ba-yıl-dım.

Dizinin konusundan bahsetmeye pek gerek yok aslında ama kısa bir bilgi vermek gerekirse, Friends, New York'ta yaşayan üç kadın ve üç erkeğin günlük yaşamlarında karşılaştığı olayları anlatıyor. Ayrıca dizi on sezon, 236 bölüm; ancak bu sizi şaşırtmasın çünkü izleyen insanlar ortalama üç (veya iki) günde bir sezon bitirebiliyor.

Sitcomların kralı olarak gösterilen bir diziydi hep Friends, bu yüzden de başlarken beklentim haliyle epey bir yüksekti. Buna rağmen ilk bölümden beni kendine bağladı ve çok kısa bir sürede ilk sezonu deviriverdim.

Eğlenceli, komik, sürükleyici, tatlı mı tatlı bir dizi Friends. Her şeyi tam tadında diyebilirim, highly recommended bölümünde yer alması gerekiyor.


The O.C.

Selam Medcezir severler, size dizinin aslını, bin kat daha güzelini getirdim. The O.C. ile ilgili bir yazı daha önce blogta paylaştım mı hatırlamıyorum, ancak dizi benim çok beğendiğim bir seridir. Öyle ki televizyonda Çağatay Ulusoy'u Ryan'ın saç modeliyle görünce bileğime façayı dayamaktan zar zor kurtuldum. Türk versiyonunu tabii ki takip etmedim, ama bir-iki bölümüne bir yerlerde denk gelmiştim ve bayılmamak için kendimi zor tutuyordum en son. Çakma dizi olayı beni gerçekten deli ediyor.

The O.C. Orange County'de lüks içinde yetişen gençlerin yaşamlarının ortasına dalan Ryan'ın hikayesini konu almakta. Bir yandan kenar mahallelerden zengin kitleye sürüklenen Ryan'ın iç dünyasına konuk olurken, bir yandan da yaşanan olaylarla gülüp eğleniyor, bazen de üzülüyoruz.

The O.C. bol kahkahalı, eğlenceli, biraz acıklı, entrika dolu bir gençlik dizisi. Yaz günlerinde neşenize neşe katmak için birebir. Müzikleri de güzel. Daha ne olsun?


Film


American Hustle

Bu filmi izleyeli baya oluyor aslında. Uzun zamandır ne yazısı yazsam da American Hustle tavsiyesini içine yapıştırsam diye kara kara düşünüyordum, isabet oldu.

David O. Russell'ın yönetmenliğini yaptığı film, suç komedi-dram türünde. 1970-1980'lerdeki bir FBI operasyonunu konu alsa da anlayacağınız üzere film öyle ciddi bir suç filmi değil, tam tersine çok eğlenceli, komedisi de dramı da tam kararında bir yapıt.

Oyuncular mı desem, senaryo mu desem, kostümler mi desem bilemedim ama hepsi ayrı ayrı mükemmeldi. Şimdi siz gelip bana o kadar adaylığın içerisinden bu güzelim filmin bir Oscar bile alamamış olduğunu söylüyorsunuz ya içim yanıyor. Christian Bale, ödülü Matthew McConaughey gibi birine kaptırdığı için pek bir şey söyleyemesem de Jennifer Lawrence Oscar'ı Lupita Nyong'o'dan daha çok hak ediyor sanki, ama pek de emin olamıyorum.

Neyse. American Hustle, herkese tavsiye edebileceğim, gayet keyifli, komik, eğlendirici ve heyecanlı bir film ve her yönden gayet kaliteli. Yönetmeni tebrik ediyor ve yazının sonunu "izleyin!" diyerek getiriyorum.



The 40 Year Old Virgin 

Galiba yazının sonuna kadar komedi anlatacağım. İşte yine bir komedi, ancak bu sefer biraz daha absürtünden.

The 40 Year Old Virgin, Steve Carell ve Seth Rogen gibi çok sevdiğim isimleri içinde barındıran bir film. İsminden de anlayabileceğiniz gibi, 40 yaşında bir bakirin hikayesini anlatıyor. Andy adlı karakterimiz, hayatını güzel güzel geçirirken iş arkadaşları Andy'nin bakir olduğunu öğreniyor ve bu durumu tersine çevirmek için uğraşıyorlar. Tabii işler pek de yolunda gitmiyor ve ortaya romantik komedi tarzında bir film çıkıyor.

Efsane ya da unutulmaz olduğunu söyleyemeyeceğim ancak gece, arkadaşlarla koltuğa yayılıp, elinizde birkaç atıştırmalıkla izlemek gayet hoş olabiliyor. Gereksiz esprilerin bulunmadığı, yerinde bir komedi olması en büyük etkenlerden. Zaten filmde anlatılan konunun aslı trajikomik olduğundan her şey daha güzel bir hal alıyor.

Filmi izlemiş herkes bana favorilerinden biri olduğunu ve çok güldüğünü söylüyordu. Ben de beğendim, güldüm, eğlendim. Biraz romantik, ama fazlasıyla gülümseten bu filmi izlemeniz için ben de onayımı verdim.


Anime



Free!

Bu yaz, görünen o ki, anime dünyasıyla hiç olmadığım kadar yakın olacağım. Elimde uzaya kadar uzanan bir "izlenecekler: anime" listesi var ve listeden ilk çizdiğim isim Free! oluyor.

Free! bir spor animesi. Daha önce izlediğim tek benzer anime Kuroko No Basket'ti ve ben aksiyon, gerilim ya da gizem animelerini daha çok sevdiğim için Free!'nin o kadar sarmayacağını düşünmüştüm ancak hiç de beklediğim gibi olmadı.

Anime genel olarak beş yüzücü lise öğrencisinin etrafında dönüyor. Haru, ilkokuldayken üç arkadaşıyla birlikte bir yüzme turnuvasına katılıyor ve turnuvayı kazandıktan sonra hepsi yollarını ayırıyor. Birkaç yıl sonra, lisede karşılaştıklarında ise her şey farklı bir hal almış oluyor.

Günlük bir konu barındırmasına rağmen oldukça keyifli, sıkmayan bir anime. Çizimleri (oğlanların yan profili hariç) bana göre gayet hoş ve çabucak izleniyor. Free! 12 bölüm ve yanılmıyorsam 3 de OVA'dan oluşuyor. Bu yaz sıcağında, çerez niyetine gider. Ben hemencecik izledim, çok da beğendim.



Bakuman

Animenin Death Note'la aynı yaratıcıyı paylaştığını öğrendiğimde izlemem gerektiğini anlamıştım ancak her şey gibi Bakuman'ı da erteleyip duruyordum, öyle ki bir süre sonra animeyi unutmuştum bile.

Daha dün, bir arkadaşımla anime izleyelim derken arkadaşım Bakuman'ı öne sürünce hatırlayıp anında kabul ettim ve gece saat üç buçuğa kadar dayanıp izledik. Uyuya kalma tehlikem olmasa daha saatlerce izlerdim.

Mashiro, hayali bir mangaka* olmak olan bir gençtir ancak piyasanın zorluklarından ve bir mangaka olan, kaybettiği amcası yüzünden bu hayalden vazgeçmiştir. Sınıflarının en zeki öğrencisi Tagaki ise hikayelerini manga formatında çizecek birini aramaktadır. Mashiro, Tagaki'nin tekliflerini her defasında reddetse de hoşlandığı kız olan Azuki ile aralarında yapılan bir anlaşma sonucu mangaka olmak için çalışmalara başlar.

Eğlenceli konusu ve güzel karakterleriyle Bakuman göz atmanız gereken bir anime. Hem güldürüyor, hem merak ettiriyor ve aynı zamanda hiç sıkmıyor. 25 bölümlük animenin sonunu yeni başladığımdan dolayı henüz getiremedim ancak bu tatil günlerinde üç gün içinde rahat rahat bitirebilecek bir seri. İzleyin diyor ve bu sonu gelmeyen komedilerle dolu yazıyı bitiriyorum.

(*): Mangaka, manga sanatçısı anlamına gelir.

Keyifli, güzel günler!
Tatilin tadını çıkarın.

Friday, April 18, 2014

Anime Tavsiyesi: Elfen Lied ve Noragami


Elfen Lied

Türü: Drama, Gerilim, Doğaüstü Güç
Bölüm Sayısı: 14/13+
Yapım Yılı: 2004

İnsanların bir sonraki evrimi olduğuna inanılan Dicloniuslar, bilim insanları tarafından insanlığın düşmanı olarak sıfatlandırılmıştır. Normal insanlardan fiziksel olarak tek farkları iki boynuzlu olmalarıdır. Oysa çok farklı bir silahları daha vardır, hatta bu tehlikeli silahla doğmuşlardır. Bu tehlikeli silahın bilimsel adı vektördür. Vektörler, normal insanların göremediği ortalama 2 mt. uzunluğundaki kollardır. Öldürmeye eğilimli Dicloniuslar, bu silahı kullanmayı öğrendiklerinde insanlığı yok etmeye çalışan varlıklar olurlar. Bunun için önleme ihtiyaç duyan bilim insanları, doğan bütün boynuzlu çocukları ya öldürür, ya da lablarda denek olarak kullanmak için hapsederler.Bir gün bu lablardan kaçmayı başaran bir Diclonius, insanların arasına karışır. Adı Lucy olan bu Diclonius, kaçarken başına aldığı bir kurşun darbesiyle hafızasını kaybetmiş ve kişiliği bölünmüştür. Sabaha karşı denizi izlemeye gelen iki kuzen Yuka ve Kouta, sadece "nyuu" diyebilen iki boynuzlu çıplak bir kızla karşılaşırlar. Nyuu'yu evlerine götürürler ve onunla yaşarlar. Ama Nyuu'nun hafızası zaman zaman yerine gelir ve o zaman acımasız katil Lucy'ye dönüşür

2004 Yapımı Elfen Lied animesini, biraz bu dünyanın içindeyseniz eğer, duymamış olmanız imkansız diye düşünüyorum. Ancak animelere yeni başlayanı, bir şeylerden dolayı izleyemeyeni olmuştur kesin. Herkes seyretmiş olacak diye bir kaide yok ya!

Elfen Lied, izlemeden önce konusu hakkında pek bir şey -aslında hiçbir şey- bilmediğim bir animeydi. Hatta aşırı duygusal (gerçi bu biraz doğru olabilir), psikolojik dram türünde olduğunu, macera barındırmadığını falan sanıyordum. Doğru bildiğim tek şey, baş kahramanının saçlarının pembe olduğuymuş meğerse.

Konusunu yanlış bildiğimden, animeye başladığımda bayağı bir afallamıştım. Her taraf kan, aksiyon tavan, bizim pembe saçlı psikopat... Sonra kız aniden karakter değiştirince yine kafam bulanmıştı. Meğersem konusu yukarıda yazdığım gibiymiş.

Anlayacağınız üzere, gayet ilgi çekici bir tema barındırıyor Elfen Lied. Göz doldurucu çizimlere sahip, ayrıca Lucy karakterinin altında yatan  hikaye de sarsıcı. Bir de gelmiş geçmiş en etkileyici introlardan birine sahip. Açılışta duyduğunuz müzik tüylerinizi diken diken ediyor.

Elfen Lied, şiddeti, duygu yoğunluğu, bir o kadar da eğlencesi bol bir anime aslına bakılırsa. Kouta'nın samimiliği, Nyuu'nun ve Nana'nın (kısmen) tatlılığıyla daha da bir keyifli oluyor. Yuka karakteri alabildiğine gıcık. Ama animelerde böyle sürekli birine tokat atma gereği duyan kız karakterler olmazsa olmaz ilan edilmiş işte. Aksiyonun ağır havasını dağıtır nitelikte hep bu bayanlar.

Seri, "hayatımda izlediğim en iyi anime" tarzı bir şey değil aslında abartıldığı gibi. Ama küçümsenecek bir yanı da yok hiç. Son bölüme geldiğinizde seri ruhunuza bir çizik atmış oluyor adeta, pek unutulacak gibi de değil; adamı biraz sarsıyor.


Noragami

Tür: Aksiyon, Macera, Shounen
Bölüm Sayısı: 13/12+
Yapım Yılı: 2014


Bu diyar ve diğer diyar arasındaki sınırda 8 milyon tanrı, tanrılara hizmet eden ölü ruh ve yardımcı diğer ruhlar insanların işlerine karışmaktadır. 

Yato kendine ait bir tapınağı olmayan bir tanrıdır ve tapınak oluşturmak için de 5 yen karşılığında yardıma muhtaç olanlara yardım ederek belli bir kotayı geçmelidir.
Bunun için kendi numarasını bir tuvaletin arkasına dahi yazar.
Hiyori ise Yato ile karşılaştığı bir günde onu kamyon kazasından kurtarmak isterken neredeyse ölecek duruma gelir. Yato tarafından kurtarılıp hastaneye kaldırıldıktan sonra kendisinin hanyou(kolaylıkla ruhunu kaybedebilen kişiler) olduğunu yine Yato'nun kendisinden öğrenir. İkilinin bu şekilde yolları kesiştikten sonra macera başlar.


2014 Yapımı bu animeyi henüz bitirmiş bulunuyorum. İzlemesi iki gün sürdü ve resmen kalbime taht kurmuş durumda. Yaratıcı ve çekici bir konusu, eğlenceli ve komik diyalogları, inanılmaz samimi karakterleri var Noragami'nin! Ayrıca çok da güzel çizimlere, müthiş müziklere sahip.

İlk bölümlerde biraz durağan, sıkıcı bir anime olabileceğini düşünmüştüm ancak hemen ardından bu durum değişti; seri bambaşka bir hal aldı. Özgün ve çok hoş bir temayı işlemiş Noragami. Kesinlikle bayıcı değil, orijinal ve olay örgüsü bakımından da oldukça doyurucu. Ben animelerde fazla yapmacıklığı sevmiyorum. Saf, klişe kızlar ve ardı arkası kesilmeyen komik olma durumları beni sarmıyor; biraz ciddilik arıyorum anlayacağınız -konusu komedi değil de aksiyon, shounen falansa eğer-. Noragami'de bu ciddiliği buldum, aynı zamanda bolca da güldüm. Tam yerinde olmuş yani her şey. Ne eksiği vardı ne de fazlası.

Tabii tek beklenen yegane şey, animenin daha uzun olması. İkinci sezon umuyorum ki gelir, zira Noragami oldukça beğeni topladı. Popülerliği biraz daha artarsa ikinci sezon onayını alacağına eminim. Ama ben şimdiden önlem almak adına (ve biraz da meraktan çatladığımdan) mangasını okumaya başladım bile. Karakterleri o kadar çok sevdim ki onlardan ayrılmak zor geliyor.


Noragami, Elfen Lied'e göre açık ara daha vahşetsiz, fazla kan ve drama yok. Ancak ikisi de kendi kulvarlarında çok önde animeler. Elfen Lied biraz daha ağır abla rolünde sadece. Bence ikisi de izlenmesi gereken, sonuna kadar tavsiye edilebilecek seriler. Göz atmanızda fayda var.



Monday, September 2, 2013

Dizi Dizi Tavsiye: Bölüm 3 "Anime"

Dizi Dizi Tavsiye ve Dizi Dizi Tavsiye: Bölüm 2 başlıklı yazılardan sonra Anime camiasına da bir el atayım dedim. Tabii ki daha diziler bitmedi, ancak arada başka şeylere de yer vermek lazım.
Blogda fazla bir paylaşımda bulunmasam da, hakkımda kısmında yazdığı gibi, büyük bir anime&manga tutkunuyum. Yu-Gi-Oh, Avatar gibilerini yalayıp yuttuk, şimdi daha fazla anime izlemek ya da yeni başlamak isteyenler için bir yazı hazırlayayım dedim. İyi mi ettim?

Another
"Anime olsun, karanlık olsun, şöyle biraz gerileyim." diyenlere dört dörtlük bir anime getirdim.



Another, bir korku animesi; ancak öyle The Grudge izliyormuşsunuz gibi değil tabii ki. En çok beğenilen animelerden biri olan Another 13/12+ bölümden oluşuyor. (Bilmeyenler için: 12 bölüm ve bir ova anlamına gelir. Ova serinin gidişatıyla ilgisiz, ek bölüm anlamına gelir.)

Another, özellikle konusuyla dikkat çeken bir anime. Konu, başlarda biraz kafa karıştırabilir, özellikle ortalarda anlamadığınız yerler olabilir.. Ama izlemeyi bırakmayın, çünkü asıl amaç bu. Son bölüme kadar tam anlamıyla olayın ne olduğunu anlamıyorsunuz, ki bu da gizemli, merak uyandıran bir anime çıkartıyor ortaya. Animenin konusu ise şöyle:
Orta okul son sınıf öğrencisi Mei Misaki okulun en popüler kızıdır. Fakat mezun olamadan bir kaza sonucu ölür. Bunun üzerine arkadaşları ve öğretmenler Misaki hala yaşıyormuş gibi davranmaya başlar. Hatya mezuniyet töreninde Misaki için de kutlama yapılır.
Bu olaydan 26 yıl sonra Sakikabara Kouichi aynı okula transfer öğrenci olarak gelir. Okulda yine Mei Misaki adlı, bir gözü bantlı esrarengiz bir kız vardır. Diğer öğrenciler bu kız hakkında konuşmaktan kaçınırlar.
Kouichi, Misaki ile konuşmak için yanına gittiğinde Misaki, bu okuldaki öğrencilerin ölüme çok yakın olduğunu, yakında her şeyi öğreneceğini söyler ve uzaklaşır.

Tüyler ürpertici, değil mi?





Darker Than Black
Bir çırpıda yalayıp yuttuğum, en yaratıcı bulduğum, en çok sevdiğim animelerden biri. Ayrıca dünyanın en cool ismini taşıyor.



Bu 2007 yılı, mükemmel aksiyon sahnelerine sahip anime sizi şaşırtacak, heyecanlandıracak, yer yer ağlatacak... İlk sezonu 26 bölüm olan anime, 2 sezon ve birinci sezon ve ikinci sezon arasındaki ovalardan oluşuyor. Ancak ben bunlara pek ova gözüyle bakmıyorum, çünkü izlemezseniz 2. sezonda bir sürü olay kaçırmış olacaksınız.

Animenin konusu yine biraz kafa karıştırıcı olabiliyor, ama şöyleki tek bir hikayeye değil birçok hikayeye odaklanıyoruz. Bölümler ilerledikçe karşımıza yepyeni şeyler çıkıyor. Another'a göre daha uzun ve daha çok olay barındıran bir anime anlayacağınız.

Konusunu özetleyecek olursak: 10 yıl önce, Tokya'da Cehennem Kapısı adında esrarengiz bir bölge ortaya çıkmıştır. Kapının ortaya çıkışıyla beraber gökyüzü değişmiş, ay ortadan yok olmuş ve gerçek yıldızların yerini sahte yıldızlar almıştır. Ardından yüklenici (contractor) denilen doğa üstü güçlere sahip bazı insanlar, benlikleri bulunmayan kuklalar ve pasif medyumların varlığı keşfedilmiştir.

Yüklenici olan Hei ile ortakları Yin, Huang ve Maı, gizli bir örgüt adına çalışmaktadır ve Cehennem Kapısı'nın sırrını çözmek adına birçok gizli göreve katılmaktadırlar. Hei'nin düzensiz kodu BK-201 olarak tanımlanmıştır ve polis her yerde bu yükleniciyi arar. BK-201’in peşindeki polis şefi Misaki Kirihara, her seferinde elinden kaçırdığı bu yükleniciyi ararken başka gerçeklerle karşılaşacak,
Kapı’nın gizemini çözmek için kurulmuş Pandora araştırma enstitüsünün ardında yatan gerçekler açığa çıkacak, Evening Primrose adındaki gizli örgütün ve hükümetlerin de işin içine girmesiyle, cevapların yine bilmecelere döndüğü bazen durgun, bazen heyecanlı bir macera yaşanacaktır.


 
Vampire Knight

Çok fazla tereddütle başlayıp, hayranı olarak bitirdiğim anime.Ön yargılarımızı çöpe atmanın zamanı geldi.

Hem vampir hem de romantizm konulu bir anime. Hem de aşk üçgenli. Evet beyler bayanlar, YA tutkunu olan herkes toplaşsın. Resmen okuduğumuz kitapların animesini yapmışlar. Hem de çok güzel yapmışlar.

Vampir konulu animelerin en çok beğenilenlerinden biri Vampire Knight. Baş karakterimiz bazen sizi davranışları dolayısıyla delirtebilir, (özellikle benim gibi Team Zero'cu arkadaşlarımızı) ancak biz kitap tutkunları buna bayağı bir alışkınız biliyorsunuz ki.


Uzatmadan konusunu paylaşayım hemen: Karlı bir kış gecesi, 5 yaşındaki Yuuki bir vampirin saldırısına uğrar. O’nu safkan bir vampir olan Kaname kurtarır. Kaname küçük Yuuki’yi kurtarmakla kalmaz, O’nu özel bir yatılı okul olan Cross akademisine ve okulun müdürüne emanet eder. Müdür Cross, hakkında hiç bir şey bilmediği Yuuki’yi evlat edinir. Yuuki daha öncesinde sahip olduğu geçmişini hatırlamamaktadır.

Aradan 10 yıl geçmiştir. Yuuki artık genç bir kız olmuş ve Müdür Cross’un özel okulunda çocukluk arkadaşı Zero ile birlikte muhafızlık yapmaktadır. Zero’nun ailesi küçüklüğünde safkan bir vampir tarafından öldürülmüş ve O da Yuuki ile birlikte Müdür Cross tarafından büyütülmüştür. Ayrıca vampirlerden ölesiye nefret etmektedir. 
Okul gündüzleri insan olan öğrencilere, akşamlarıysa gece sınıfındaki vampirlere hizmet etmektedir. Yuuki ve Zero’nun da görevleri gündüz öğrencilerini, gececilerden korumaktır. Lord Kaname de gece sınıfındadır ve aynı zamanda diğer vampirlere başkanlık etmektedir. Yıllar önce kurtardığı Yuuki’ye karşı ise garip bir ilgi duymaktadır.

Ayrıca anime, iki sezon, toplam 26 bölümden oluşuyor.

Deadman Wonderland

Yine değişik konulu, doğa üstü güç ögeli, keyifle izleyeceğiniz bir anime. Yalnız bir farkla, Deadman Wonderland'in sonunda psikolojinizin aynı olmadığını fark edeceksiniz. Öyle ki, Shiro adlı karakterin söylediği Woodpecker's adlı song ilk bölümde kulağınıza çok hoş gelirken anime bittikten sonra dinlediğinizde yutkunmanıza sebep olacak.


Böyle animelerin hangi beyinlerden çıktığını pek bilmiyorum ancak ürpermekle beraber çok büyük bir saygı ve hayranlık duyuyorum. Deadman Wonderland, mindfuck durumlar barındıran bir anime. Bazı anlarda durdurup uzun uzun ekrana bakmanız gerekecek beyninizi toparlamak için. Ayrıca büyük olasılıkla da, sonundan nefret edeceksiniz.

2011 yapımı, 13/12+ bölümlük animenin konusu ise şöyle: 10 yıl önce yaşanan büyük bir depremde Tokyo'nun %70'i sular altında kalmıştır. O sırada Tokyo'da bulunan 14 yaşındaki Ganta Igarashi, felakete dair hiçbir şey hatırlamayan ve sadece normal bir hayat sürdürmeye devam etmek isteyen bir gençtir. Kendisi gibi felaket bölgesinden kurtulan insanlara 'kaçak' denmektedir. Arkadaşlarıyla yakında olacak olan bir sınıf gezisini tartıştıkları sırada sınıflarının dışında bir adam belirir. Red Man diye anılan bu adam bir anda Ganta'nın sınıfındaki herkesi katleder ve geriye sadece onu hayatta bırakır. Adam, ortadan kaybolmadan önce Ganta'nın göğsüne kırmızı bir kristal yerleştirir.

Gözlerini hastanede açan Ganta, neler olduğunu anlayamadan işlemediği bir suçtan hüküm giyer. Sınıftaki herkesi onun katlettiğine inanılmaktadır ve idam cezasına çarptırılır. Depremden sonra Tokyo'yu kalkındırmak amacıyla turistik bir yer olarak inşa edilen özel bir hapishaneye gönderilir: Deadman Wonderland'a. Bu hapishanede mahkumlar hem oranın çalışanları hem de ziyaretçilerin "eğlencesi" olarak görev yapmaktadır.





İdam cezalarının bile ilginç şekillerde gerçekleştirildiği bu hapishanede boynuna, bedenine zehir enjekte eden özel bir boyunluk takılan Ganta'nın 3 günde bir özel bir panzehir alarak kendini kurtarması gerekmektedir. Ganta, burada kendisini eskien tanıyor gibi görünen Shiro adlı gizemli bir kızla ve herşeyin yerini belirleyebilme yeteneğine sahip olan kleptoman Yoh ile dostluk kurar. Bu sırada göğsündeki kristalin kendisine ilginç bir güç sağladığını keşfeder. Bu suçu üzerine atan Red Man'i bulmaya ve masumiyetini kanıtlamaya kararlı olan gencin hayatı, anlam veremediği sayısız karmaşanın içine sürükleneceği bir 'şova' dönüşmek üzeredir.

Kuroko No Basket

Şu ana kadar izlemiş olduğum ikinci spor animesi olan Kuroko No Basket, karanlık güçler olmadan da ortaya mükemmel bir anime çıkartılabileceğinin ispatı.


Sevilen bir anime olduğundan dolayı başlayıp, hala sonunu getiremesem de izlediğim yere kadar gayet eğlenceli bir seri. İzleyenlerden duyduğum kadarıyla da ilerki bölümler çok daha güzelmiş.

"Basketbol temelli bir anime izlemek ne kadar eğlenceli olabilir ki?" diyenleri şöyle alayım. Konusuna geçeyim: Teikou Orta Okulu'nun efsanevi basketbol takımı, bütün takımları yenmesi ve kupaları almasıyla "Mucizeler Takımı" ünvanıyla ün salmıştır. Orta okulun bitmesi ve lisenin başlamasıyla ise takım dağılmış, takımın her bir üyesi farklı liseye gitmiştir.

Bu takımın bir üyesi olan Tetsuya Kuroko da Seirin Lisesi'nde okumaya başlamıştır. Burada basketbol takımına giren Kuroko Mucizeler Takımı'nın üyesi olmasına rağmen oyundaki yeteneksizliğiyle herkesi şaşırtır.



Fakat, Kuroko'nun esrarengiz yeteneği onu müthiş bir takım oyuncusu yapmaktadır. Takımın diğer bir yetenekli oyuncusu olan Taiga Kagami ile beraber, diğer takımlara üstün gelerek en iyi olmayı amaçlayacaklardır.

Ayrıca animede adı geçen tekniğin, basketbol takımlarında gerçekten kullanılması beni biraz şaşırttı. Daha önce böyle bir şeyin olduğunu bilmiyordum.


En çok izlenen animeleri atladığımın farkındayım. Ancak bu daha anime yazılarımn başlangıcı, tavsiye edeceğim çok daha fazlası sırada bekliyor.


Konuları size daha iyi aktarabilmek adına, turkanime ve animemangatr sitelerinden yardım aldım, konu bölümlerinin bir kısmı alıntıdır.